Cunda Adası: Evleri, sokakları ve balık ağları ile masmavi bir huzur

YORUM YAZIN 0
1018
Cunda Adası- Alibey Adası genel
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Cunda Adası- Alibey Adası panoramikAyvalık’a bağlı küçüklü büyüklü 22 ada içinde yerleşime açık tek ada olan Cunda Adası, konumu nedeniyle Kuzey Ege kıyılarında yaşamış iki halkın arasında kalmış. Zaman, adanın sakinlerini de, ismini de değiştirmiş ama balıkçı adası kimliği ve huzurlu doğası hiç değişmemiş.

Cunda Adası’nın hikayesi oldukça eski. İlk yerleşimin antik döneme dek uzandığı tahmin edilmektedir. MÖ 1200 ila 1300 yıllarında Doğu Avrupa’da meydana gelen kıtlık, orada yaşayan kavimlerin Anadolu’ya göç etmelerine neden olur. Bu kavimlerden biri olan Aiol kavmi de Yunanistan’dan ayrılarak Anadolu’nun kuzey batı kıyılarına yerleşir ve bu bölgede 12 kent kurarlar. Cunda’nın da bu kentlerden biri olduğu düşünülmektedir.

Bütün adlar Cunda’ya çıkar

Cunda adının kaynağı Piri Reis’in haritasına dayanır. Haritada adalar topluluğunun adı “Yund” olarak geçer. Osmanlı dönemindeki Türklerin “Yunda” dedikleri ada, günümüze Cunda olarak gelmiş. Adaya Osmanlı Rumlarının verdiği isim ise “kokulu ada” anlamına gelen Moshonisi. İsmin arkasında üç öykü var: Biri adadaki çiçeklerden yayılan güzel koku, diğeri ise tanrıların evi olan kutsal İda Dağı’ndan yani Kaz Dağı’ndan gelen rüzgarın yaydığı güzel koku. Üçüncü öykü, birbirine benzeyen ilk ikisinden oldukça farklı. Orta çağda adaya Moshon adında bir korsan sığınmış, adaya da “Moshon’un adası” anlamında Moshonisi adı verilmiş.

Cunda Adası- Alibey Adası sokaklarıCunda’nın Cumhuriyet sonrası aldığı bir diğer isim ise Alibey Adası. İsim, Kurtuluş Savaşı sırasında padişahın “Yunanlılara teslim olun” emrine karşı gelerek ilk silahlı mücadeleye başlayan ve Ayvalık cephesini oluşturan birliğin komutanı Yarbay Ali Çetinkaya anısına verilmiş. Ali Çetinkaya, Kurtuluş Savaşı sonrasında Afyonkarahisar milletvekili olarak da hizmet etmiş, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı yapmıştır.

Karaya bağlantılı ada

Cunda Adası- Alibey Adası evler
Fotoğraf: Bachelot Pierre J-P

Cunda’yı diğer adalardan farklı kılan en önemli özellik, birbirini tamamlayan iki köprü ile karayla bağlantılı olmasıdır. Cunda ile Ayvalık arasında yer alan Lale Adası’nın ana karayla olan 700 metrelik mesafesi, 1817 yılında doldurularak kara ile bağlantısı sağlanmış. 1964 yılında yapılan ikinci bir köprü ise Cunda ile Lale adalarını birleştirmiş. Böylece adaya ulaşım oldukça kolaylaşmış.

Osmanlı dönemi

Adadaki mevcut yerleşim alanı Osmanlılar zamanında buraya yerleşen Rum halkı tarafından kurulmuştur. Adada yaşayan Rumlar, 1700 yılında Osmanlı donanmasında Kaptan-ı Derya olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından özerklik almış olmalarına rağmen, 1821 yılındaki Ayvalık isyanı sonucunda adayı terk etmek zorunda kalırlar. İsyan sırasında adadaki pek çok bina tahrip edilir, kalan Rumlar da sürgüne gönderilir. Üç yıl aradan sonra, 1824 yılında kenti terk etmek zorunda bırakılan halkın geri dönmelerine izin verilir ve malları iade edilir. Ada, 1919 yılında ise Yunanlılar tarafından işgal edilir ve 15 Eylül 1922 tarihinde yeniden Türk topraklarına katılır. Mudanya Ateşkes Antlaşması uyarınca Yunanistan ile Anadolu arasında yapılan mübadele sonunda, Rum halkı Yunanistan’a döner, adaya ise Midilli ve Girit’ten gelen Türkler yerleştirilir.

Geleneksel Yunan mimarisi

Cephelerinde taş ve demir işçiliğinin en güzel örneklerini sergileyen Cunda evleri geleneksel Yunan mimarisine uygun olarak inşa edilmişlerdir. Planları genellikle kare veya dikdörtgendir. Kent merkezinde bulunan binalar bitişik nizam ve çoğunlukla iki katlı olarak yapılmıştır. Her evin arkasında küçük bir bahçesi bulunmaktadır. Bazı evlerin bodrum katları ise dükkan ya da zeytin deposu olarak kullanılmıştır. Ticari binalar ise adanın sahil kısmında yer almaktadır. Bu binalar depo alanları da bulundurduğu için parsel alanlarının tamamı kullanılarak inşa edilmişlerdir; dolayısıyla bahçe veya avluları bulunmamaktadır.

Cunda Adası- Alibey Adası geleneksel evEvlerin tamamı yığma taştan yapılmıştır. Taşların çoğu bölgede çıkarılan sarımsak taşından elde edilmiş, dikdörtgen şeklinde kesilerek araları killi toprak, küçük taş parçaları ve tuğlalar ile doldurulmuştur. Renk olarak toprak renkleri veya pastel renkler kullanılmıştır. Çatılar ise kiremitle kaplanmıştır.

Evlerde göze çarpan bir diğer ortak özellik ise, sıcak iklimden dolayı pencerelerde bulunan ahşap kepenklerdir. Kepenklerin tümü çift kanatlıdır ve pencerelerin iki yanına doğru açılmaktadır.

Ayvalık ve çevresindeki 17.900 hektarlık bir alanın 1976 yılında doğal ve tarihi sit alanı olarak ilan edilmesi, adanın özgün mimarisinin korunmasında etkili olmuştur.

Taksiyarhis Kilisesi

Cunda Adası’nın en önemli anıt yapısı olan kilise, 1873 yılında adada bulunan Rum Ortodoks cemaati tarafından yaptırılmıştır. Neo klasik mimari tarza sahip olan yapı tek kubbeli ve dikdörtgen planlıdır. Bu plan tipi, Bizans mimarisinde toplantı ve mahkeme salonlarında sıkça uygulanan bir mimari plan tarzıdır. Kilisenin avlusuna iki sütunla taşınan üçgen alınlıklı anıtsal bir giriş kapısından girilmektedir. Kilise duvarları, taştan yığma tekniği ile inşa edilmiştir. Merdivenler, pencere kemerleri ve söveleri sarımsak taşındandır.

Cunda Adası- Alibey Adası Taksiyarhis Kilisesi eski hali
Kilisenin eski hali Fotoğraf: kulturportali.gov.tr

Kilise, 1927-1928 yıllarında minaresiz bir camiye çevrilmiştir. Sonrasında bir süre kullanılmayan bina, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmiştir.

Cunda Adası- Alibey Adası Taksiyarhis Kilisesi yeni hali
Kilisenin yeni hali
Fotoğraf: kulturportali.gov.tr

2011 yılında ise Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı’na tahsis edilerek restorasyonu yapılmış ve müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. Müzede, klasik otomobiller, teneke oyuncaklar, buharlı modeller, çeşitli denizcilik aletleri, eski bebek arabaları sergilenmektedir.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın