Ljubljana: Zengin tarih, sayısız medeniyet

YORUM YAZIN 0
542
Ljubljana, Ljubljana Nehri
Fotoğraf: ljubljana.si
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Slovenya’nın başkenti ve en büyük şehri olan Ljubljana, kasaba özellikleri taşıyan küçük bir kent. Zengin tarihinin izlerini başarıyla koruyan Ljubljana, hem önemli bir kültür dokusunun mirasçısı hem de ödüllü bir yeşil şehir.

Ljubljana, panoramik
Fotoğraf: Biosynthesis24

Genç ve modern görünümünün yanı sıra eski ile yeninin buluştuğu Ljubljana, Slovenya’nın siyasi, kültürel, bilim ve eğitim merkezi konumunda. Slovenya nüfusunun yaklaşık yüzde yirmisinin yaşadığı şehir, alüvyonlu bir düzlük üzerinde yer alıyor. Üstündeki köprülerle kenti süsleyen Ljubljana Nehri ise şehri boydan boya ikiye bölüyor.

Ljubljana, genel panorama
Fotoğraf: Nicolas Vollmer

Dünyanın ilk tahta tekerleği ve sayısız medeniyet

Bölgedeki ilk yerleşim, tarih olarak MÖ 2000 yıllarına uzanıyor. Ljubljana’nın hemen yakınındaki bataklıklar, dikmeler üzerine yapılan evlerde yaşayan insanlar tarafından kurulmuş. Tarih öncesi yapılan bu evler ve dünyanın en eski tahta tekerleği bu bataklıklarda ortaya çıkarılmış. 2011 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış olan kalıntılar, Ljubljana Şehir Müzesi’nde sergileniyor.

Kent, MÖ 50 yıllarında Emona adıyla Romalılar tarafından kalıcı bir yerleşim yeri haline geldi ve kentin ilk temelleri de atılmış oldu. Emona, Ljubljanica nehrinin kıyısında kurulmuş bir Roma kalesi özelliğini taşıyarak İtalya’nın kuzey kesimindeki sömürgeciler ile yapılan ticarette önemli bir yer oynadı. Kale, 452 yılında Attila yönetimindeki Hunlar tarafından ele geçirilerek tahrip edildi. Kent daha sonraki yıllarda, Avrupa’nın merkezinde yer alan coğrafi konumu nedeniyle pek çok kavmin egemenliğine geçti.

Ljubljana’daki kentsel yerleşim, 12. yüzyılın ikinci yarısında başladı. 15. yüzyılda Ljubljana özellikle resim ve heykel sanatında ilerleme gösterdi. Ancak, 1511 yılında meydana gelen deprem, şehrin yeniden inşa edilmesine neden oldu. Kente 16. yüzyılda yerleşen Cizvitler tiyatronun ve barok müziğin gelişmesini sağladı ve ilk Katolik okullarını kurdular. Ljubljana, ne yazık ki 1895 yılında bir ciddi deprem daha yaşadı. Deprem sonrasında kent, 14 yıl süren bir yenilenme ve canlanma dönemi geçirerek günümüzdeki mimari görünümünü aldı.

Ljubljana, 18. yüzyıl
18. yüzyılda Ljubljana

Ljubljana, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Slovenya Krallığı’na bağlandı ve Yugoslav eyaleti olan Drava Banovina’nın başkenti oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya tarafından işgal edildi. Savaş sonunda ise Slovenya Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkentliğini yaptı. Slovenya’nın bağımsızlığını kazanması ile Ljubljana bağımsız Slovenya’nın başkenti olmayı sürdürmeye devam etti.

Ejderha sembolü

Ljubljana’nın sembolü olarak kullanılan ejderha, güç, cesaret ve büyüklüğü vurguluyor. Ejderha sembolünü kentin pek çok yerinde görmek mümkün. “Neden ejderha?” sorusunun cevabı ise tek değil; bu konuda bir kaç inanç var. Bunlardan en inanılanı ve anlatılanı bir Yunan efsanesine dayanıyor. Efsaneye göre, Yunan mitolojisinin ünlü bir kahramanı olan Jason, lideri olduğu altın arayıcı Argotlarla birlikte, krallıklarının sembolü olan “Golden Fleece” yani altın postu bulurlar. Evlerine dönerken Ege Denizi yerine Tuna Nehri’nin bir kolu olan Sava’ya saparlar. Gemilerini söküp karadan taşıyarak günümüzdeki Vrhnika kasabaları ile Ljubljana arasındaki bataklıklarla çevrili büyük bir göle ulaşırlar. Mevsim kış olduğu için yolculuklarına devam edemezler. Hava durumu yolculukları için elverişli olana dek bataklıkta kalmaya karar verirler ve dikmeler üzerinde bir kamp inşa ederler. Ancak farkında olmadan ejderhanın avlanma alanına girmişlerdir. Kısa bir süre sonra korkunç bir çığlık duyarlar ve gölün üzerinde uçan dev bir ejderhanın gölgesi görürler. Ejderha ağzından çıkan alevlerle kampın yarısını yakar; askerlerin bir kısmını da parçalayarak yer. Jason canavarı öldürmekten başka seçeneği olmadığını fark eder; ağaç gövdesinden bir kano yaparak canavarı aramaya çıkar. Sonunda ejderhayı uyurken bulur ve sevgilisi Medea’nın da yardımıyla öldürür.

Eski ile yeninin buluştuğu bir doku

Ljubljana’nın mimari dokusu, Roma’nın kurduğu Emona mirasından başlayarak rönesans, barok ve art nouveau dönemlerine kadar uzanıyor. Şehir için stillerin bir karışımı diyebiliriz. Kent, evlerin cephelerindeki ve kapıların üstlerindeki süslemeleri, nehir üzerinde uzanan romantik köprüleri ve kırmızı çatıları ile ortaya çıkan tarihi görünümünü, İtalyan barok tarzına ve kısmen 1895 depreminden hemen sonra yapılan sayısız art nouveau binaya borçlu.

Kentte yükselen ve genç mimarların “yeni dalga” yaratıcılıklarıyla şekillenen yapılar ise Ljubljana’nın eski binalarıyla uyumlu bir birliktelik oluşturarak kentin dokusuna “yeni ve genç” özelliği de ekliyor.

Ljubljana, kale
Kalenin görünümü Fotoğraf: visitljubljana.com

Kentte tarihi pek çok yapı bulunuyor. Bunlar arasında bulunan kale, 12. Yüzyılda yapılmış. Tam bir ortaçağ kalesi görünümüne sahip olan yapı, romanesk, gotik ve rönesans mimarisinin bir karışımı.

Ljubljana, Preseren Meydanı
Preseren Meydanı ve Belediye Binası Fotoğraf: visitljubljana.com

Kentin meydanında yer alan Belediye Sarayı’nın yapım tarihi 1484. Yapı, gotik tarzda inşa edilmiş, 1717-1719 yılları arasında ise barok yenilemeler eklenmiş.

Yeşil kubbesi ve ikiz kuleleri ile kente mimari bir ayrıcalık kazandıran Ljubljana Katedrali, 1701-1706 yılları arasında Cizvit mimar Andrea Pozzo tarafından inşa edilmiş. Barok tarza sahip olan kilisenin içi de barok fresklerle süslenmiş.

1701 yılında kurulmuş ve barok tarzda dekore edilmiş olan kütüphane “Seminary Library”, Ljubljana’daki halka açık ilk bilimsel kütüphane özelliğini taşıyor. Kütüphanenin zengin barok freskleri 1721 yılında İtalyan ressam Giulio Quaglio tarafından yapılmış. Çok sayıda değerli el yazması ve ilk baskı kitap barındıran kütüphane 1794’de halka açılmış.

Köprüler, köprüler…

Ljubljana’nın panoramik görünümünde önemli bir yere sahip olan köprüler kentin özgün siluetini oluşturuyor.

Ljubljana, Üçlü Köprü
Üçlü Köprü Fotoğraf: ljubljana.si

Köprülerden en sıra dışı olanı üçlü bir grup oluşturan Triple Bridge yani Üçlü Köprü. Köprü ilk kez on üçüncü yüzyılda ahşap olarak yapılmış. Aşağı Köprü olarak adlandırılan bu ilk köprü, kente giriş kapısı olarak kullanılmış. 1657 yılında geçirdiği bir yangın sonrası yenilenen köprü, 1842 yılında ise yıkılarak taştan tekrar yapılmış. Taş köprü Üçlü Köprü’nün ortasındaki bölüm olarak günümüzde de kullanılıyor. Zamanla artan trafik ve tramvay hattı nedeniyle 1932 yılında köprünün iki yanına yaya köprüleri eklenmiş.

Ljubljana, Ejderha Köprüsü
Ejderha Köprüsü Fotoğraf: Ronnie Macdonald

Ljubljana’nın en ünlü köprüsü ise Ejderha Köprüsü olarak anılıyor. Kentin simgesi olan ejderha heykelleriyle süslenmiş olan köprü, art nouveau mimarisine mükemmel bir örnek. 1900-1901 yılları arasında inşa edilen köprü aynı zamanda Ljubljana’nın ilk betonarme yapısı, Slovenya’nın ise ilk asfalt yolu olarak ayrı bir öneme de sahip.

Dünyanın en eski orkestrası

Ljubljana pek çok tiyatroya, müzeye ve galeriye ev sahipliği yapıyor. Kent halkı için sanat, yaşamak ve düşünmek için bir yol ve gündelik hayatın bir parçası. Kentte her yıl on binden fazla kültürel etkinlik düzenleniyor; bunlar arasında on uluslararası festival de yer alıyor.

Ljubljana, FAcademia Philharmonicorum
Academia Philharmonicorum Fotoğraf: Berthold Werner

Kent sanat konusunda önemli bir özelliği de sahip: Dünyanın en eski orkestralarından biri olan Academia Philharmonicorum, 1701 yılında Ljubljana’da kurulmuş. Barok müziği yaymak için etkili bir rol üstlenen ve bölgenin müzik konusunda gelişmesini sağlayan orkestranın onur üyeleri arasında Joseph Haydn, Ludwig van Beethoven ve Johannes Brahms gibi ünlü besteciler ile Nicolo Paganini gibi seçkin müzisyenler yer almış.

Yeşil şehir

2016 yılında Avrupa Yeşil Şehir “European Green Capital” ödülünü kazanan Ljubljana’da sürdürülebilir yeşil yaşam her projenin ortak amacını oluşturuyor. Kamuya açık yeşil alanların çoğaltılması, atıkların ayrıştırılıp geri dönüşüme kazandırılması, kentin her yerine ulaşabilmeyi sağlayan bisiklet yollarının yapılması, plastik torbaların kullanımının azaltılması en öncelikli konular arasında yer alıyor. Doğanın iyi korunması ve kolay erişilebilir hale getirilmesi, doğal çevrenin kentsel yaşamla bir arada olmasına olanak sağlıyor.

Kentte yer alan parklardan iki tanesi tarih ve biyoçeşitlilik anlamında oldukça önemli. Ljubljana’daki en büyük park olan Tivoli Şehir Parkı, 1813 yılında tasarlanmış. Parkta geniş yürüme yolları, çeşitli ağaç türleri, çiçek bahçeleri, heykeller, çeşmeler, Tivoli Kalesi ve Çağdaş Tarih Müzesi gibi önemli yapılar bulunuyor.

Ljubljana Botanik Bahçesi ise 1810 yılında kurulmuş. Parkta 4.500’den fazla bitki türü ve alt türü yer alıyor. Bitkilerin yaklaşık üçte biri tamamen Slovenya’ya özgü.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın