Sintra: Avrupa romantik mimarisinin ilk merkezi

YORUM YAZIN 0
519
Sintra, Portekiz
Fotoğraf: Muchaxo
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Sintra, büyüleyici tarihi binaları, dekoratif bahçeleri ile çam tepelerinin ortasında yer alan pitoresk bir Portekiz kasabası. Tarihinde Portekiz monarşisi ve aristokrasisi için popüler bir tatil kasabası olan Sintra, abartılı ve renkli romantik mimari tarzın en güzel örneklerinden biri.

Sintra, evler
Fotoğraf: Maria Eklind

Unesco Dünya Mirası listesine girmiş 19. yüzyıl romantik mimarisi ile hayranlık uyandıran Sintra, Portekiz’in başkenti Lizbon’a 28 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Okyanuslarla ve Sintra Dağları ile çevrili tepeler arasında kalan sıra dışı coğrafyası ve Kuzey Avrupa’ya özgü iklimi ile Portekiz asaletini ve seçkinlerini kendine çeken bu küçük kasaba, süslü sarayları ve duvarların ardına gizlenmiş bahçeleri ile Avrupa romantik mimarisinin ilk merkezi olarak görülüyor.

Sintra, sokaklar
Fotoğraf: Jaimrsilva

Yapılan arkeolojik kazılar sonucunda Sintra’nın Paleolitik çağdan bu yana Portekiz tarihinin neredeyse tüm dönemlerine tanıklık ettiği belirlenmiş. Kasabadaki yerleşim Roma İmparatorluğu döneminde kentleşmeye doğru yol almış. Roma egemenliğinin ardından Sintra Müslümanların eline geçmiş. Kent, İspanya’yı dolayısıyla da Portekiz’i Müslümanlardan ve Yahudilerden arındırmak için başlatılan bir siyasi hareket olan Reconquista döneminde ise VI Alfonso tarafından fethedilerek Portekiz Krallığı’na bağlanmış.

On sekizinci yüzyılından itibaren de manzarası ve iklimi ile gezginlerin ve Portekiz aristokrasisinin ilgisini çekmeye başlamış. Pek çok aristokrat kasabada eski kültürlerin mistisizminden esinlenerek dekoratif ve gösterişli binalar yaptırmış.

Keşfedilen büyü

Sintra, altın çağını 19. yüzyılda yaşamaya başlar. Bu döneme, Sintra’nın büyüsünün keşfi de demek mümkün. Bu keşifte en büyük rolü Kral 2. Ferdinand oynar. Kral, dik bir dağın üzerinde bulunan Pena Manastırı’nı satın alır ve olağanüstü bir saraya dönüştürür. Sarayın çevresine ise çeşme, su yolları, göletler ve nadir egzotik ağaçlar ile süslü romantik bir park yaptırır. Ayrıca, kasabayı çevreleyen dağlara sayısız türde ağaçlar diktirir. Hatta bazı ağaç ve bitkileri uzaklardaki sömürgelerinden getirtir.

Sinta, Pena Sarayı
Pena Sarayı Fotoğraf: Kačka a Ondra

Pena Sarayı’nı takiben kasabaya aynı sanat vizyonu ve estetik değerlerle bir çok ev, bina, park ve bahçe yapılır. Böylece, Sintra olağandışı kültürel bir görünüme bürünür.

Saraylar, saraylar…

Küçük bir şehir olmasına rağmen, Sintra’da romantik mimari örneği birçok tarihi saray yer alıyor. İçlerinden en ünlüsü masal sarayı olarak da bilinen Pena Sarayı. Depremde yıkılan eski bir manastırın yerine, Kral 2. Ferdinand tarafından, 1838-1854 yılları arasında kraliyet ailesi için yazlık bir saray olarak inşa edilen Pena Sarayı, farklı tarzların birleşimi olan eklektik tarza sahip. Rönesans, barok, mağribi, manueline ve gotik stillerin karışımı olan yapı, romantik mimarinin simgelerinden olarak görülüyor.

Sintra, Pena Sarayı detay
Fotoğraf: Weekend Wayfarers

Binanın dış cephesi rengarenk boyalı ve parlak renkli fayanslarla kaplı. Duvarları mitolojik canlıların heykelleri süslüyor. Bunlardan en dikkat çekeni Zeus’un kardeşi Poseidon’un oğlu olan Triton’un yarı insan yarı balık şeklindeki heykeli.

Sintra, Pena Sarayı iç
Fotoğraf: GlynLowe.com

Sarayda kademeli olarak geçilen iki geniş iç avlu bulunuyor. Avluda yer alan ve gün batımını otomatik olarak ateşlenen bir top ile haber veren güneş saati yapının ilginç detaylarından.

Sarayın dışındaki etkileyici ve farklı görünüm, içerde de devam ediyor. Mağribi etkisinin görüldüğü dekorasyonda en ilgi çekici detay, başları kavuklu Mağribilerin heykellerinin taşıdığı büyük avizeler.

Saray, gölgeli yolları, gizli gölleri ve dünyanın her yerindeki bitki ve ağaçları barındıran Pena Parkı ile çevrili. İki bin türden fazla ağaç ve bitkinin bulunduğu park, egzotik yapısı ile romantik ve şaşırtıcı bir ortam sunuyor.

Sintra’nın merkezinde yer alan Palacio Nacional yani Ulusal Saray, mutfaklarından çıkan 36 metre boyundaki iki beyaz bacası ile kasabanın sembollerinden. Sintra’nın eski kraliyet sarayı olan yapı, Mağribi valilerinden olan Wallis tarafından 9. yüzyıla inşa edilmiş. İlk stili Arap tarzı olan binaya daha sonraları Portekiz kralları tarafından daha çok manueline ve gotik tarzda eklemeler yapılmış. Dış ve içinde yer alan çinileriyle görkem kazanan saray, özellikle on beşinci ve on dokuzuncu yüzyıllar arasında Portekiz soylularının en gözde mekanlarından biri olmuş.

Sintra, Ulusal Saray
Ulusal Saray Fotoğraf: Cahroi

Kentin en büyüleyici anıtsal yapılarından biri de La Quinta da Regaleira olarak tanınan Regaleira Sarayı. Bahçeler, mistik semboller, gizli tüneller, gotik kuleler, ve taş duvarlarla çevrili gizli köşelerle dolu yapı, bölgedeki diğer saraylarla birlikte UNESCO tarafından “Sintra Kültürel Peyzajı” içerisinde yer alıyor. Pena Sarayı gibi eklektik tarza sahip Regaleira Sarayı, Brezilya’da büyük bir servet kazanan Carvalho Monteiro tarafından 1904-1910 yılları arasında ünlü İtalyan mimar Luigi Manini’ye yaptırılmış. Bu nedenle halk arasında “Milyoner Monteiro Sarayı” olarak da anılıyor.

Saray, bodrum katla beraber beş kattan oluşuyor. Ana cephenin önünde Regaleira Şapeli ve Roma Katolik Şapeli yer alıyor. Şapelin iç kısmı, özellikle Azize Teresa’nınkiler olmak üzere pek çok dini tasvirler içeren fresklerle süslenmiş. Dini ve mistik konuya gönderme yapan saray dekorasyonunda çok çeşitli masonik semboller bulunuyor. Bunlardan en ilginci “Poço Iniciático” adlı kuyu. Tersine dönük bir kule gibi görülen kuyu, cennetle yeryüzü arasındaki dokuz katı vurguluyor.

Sintra, Monserrat Sarayı
Monserrat Sarayı Fotoğraf: Cláudia Almeida

Zengin bir Hint sarayını andıran Monserrat Sarayı ise on dokuzuncu yüzyıldan kalma yazlık bir malikane. İlk olarak 1789 yılında neo-gotik tarzda inşa edilmiş olan bina, 1856 yılında değiştirilmiş. Son haliyle Portekiz, Arap ve Hint mimarlık stillerini harmanlayan ve Arap mimarisinin geometrik tasarımlarını ve simetrilerini yansıtan bina, mermer kakmaları ile dikkat çekiyor.

Mağribi Kalesi

Sintra’da yer alan en önemli eserlerden biri olan Mağribi Kalesi, Portekizce adıyla Castelo dos Mouros, ormanlar arasına kurulmuş pastoral bir kale. Kalenin tarihi 9. yüzyılda Arap işgali dönemine dayanıyor. Kent Müslümanların elindeyken Mağribiler tarafından inşa edilmiş. Kale, ilk olarak 10. yüzyılda Arap coğrafyacı Al-Bacr tarafından tarihlendirilmiş.

Sintra, Mağribi Kalesi
Fotoğraf: Alberto

Uçurumun üstündeki konumu nedeniyle saldırı yapmanın zor, savunmanın ise kolay olduğu kale, saldırılar sırasında kıyı şeridinin izlenmesi için mükemmel bir gözlem görevi görmüş. 1147’de Afonso Henriques kasabayı ele geçirince, kale uzun yıllar Hristiyanlar tarafından savunma amaçlı olarak kullanılmış.

Kale, 1755 Lizbon depreminde çok büyük hasar görmüş. On dokuzuncu yüzyılda ise restore edilerek, arkeolojik kazılar yapılmaya başlanmış. Kale günümüzde hem tarihi hem de surlarından izlenen manzara ile Sintra’nın en revaçta ören yerleri arasında bulunuyor.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın