Ludwig Mies Van Der Rohe

YORUM YAZIN 0
380
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.
Ludwig Mies Van Der Rohe
Ludwig Mies Van Der Rohe

(1886-1969)

Modern çağın ruhunu ifade eden ve sadelik konusunda oldukça etkili bir mimari tarzı yaratan Ludwig Mies, yirminci yüzyılın en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilir.

Aachen, Almanya’da dünyaya gelen sanatçı, babasının taş oymacılığı dükkanında ve çeşitli yerel tasarım firmalarında çalıştıktan sonra Berlin’e taşınıp iç mimar Bruno Paul ve Peter Behrens atölyelerinde çalışarak mimarlık kariyerine başladı. Daha sonra, Saint Petersburg’daki Alman İmparatorluğu Büyükelçiliği’nin inşaat müdürü görevini üstlendi.

Ludwig Mies, resmi bir üniversite düzeyinde mimari eğitim görmemiş olmasına rağmen, yeteneği sayesinde hızla “esnafın oğlundan” Berlin’in kültür elitiyle çalışan bir mimara dönüştü. Bu dönüşümün bir parçası olarak kendisini yeniden adlandırdı ve ismine “van der” eki ile birlikte annesinin soyadı olan “Rohe”u ekledi.

Bağımsız meslek hayatına birinci sınıf evler tasarlayarak başlayan Mies, 19. yüzyılın başlarında Germen yerli stillerinin saflığına geri dönüş arayan harekete katıldı. Prusya Neo-Klasik mimarlarından Karl Friedrich Schinkel’in basit kübik formlarından oldukça etkilendi ve avant-garde oluşumlar içinde yer aldı. Savunduğu mimari tarzı konu alan dergiler çıkardı. Özel ilgi alanında ise hep gökdelenler yer aldı. 1921 yılında katılmış olduğu bir yarışma için tasarladığı Friedrichstrasse gökdelenindeki çelik iskelet ve cam cephe ile ilgi toplayarak daha sonraki yıllarda yapacağı yüksek binaların ilk ipuçlarını vermiş oldu.

Mies, Amerikalı mimar Philip Johnson desteğiyle katıldığı uluslararası ilk mimarlık sergisi olan Modern Mimarlik Sergisi’nde ismini Amerika’da da duyurmaya başladı. Bu arada Almanya’da işler iyi gitmiyordu. Son 3 yıldır müdürlüğünü yaptığı zamanının en önemli modern mimarlık merkezlerinden biri olan Bauhaus, Nazi yönetiminin baskılarıyla kapatıldı. Siyasi ve ekonomik zorluklar nedeniyle projelerini hayata geçiremedi ve Amerika’ya göç ederek Chicago Teknoloji Enstitüsü Mimarlık Bölümü başkanlğına getirildi.

Binalarında iç mekanların tanımlanmasını sağlamak amacıyla endüstriyel çelik ve plaka cam gibi modern malzemeleri kullanan Ludwig Mies, minimalizmi “Tanrı detayda gizlidir” diyerek savunmuş, sade ama işlevsel tasarımlar yaparak detaylarda zenginleşmeyi önemsemiştir. Yapılarında insan yapımı ile doğa arasındaki ilişkiye dikkat çekmeye önem göstermiş, onları bir bütün olarak görerek en küçük ayrıntılarına kadar tasarlamıştır. Yalın bir tarz benimseyerek stilini “Az çoktur” biçiminde dile getiren sanatçının amacı her zaman en azı kullanarak en fazla işlevselliği sağlamak olmuştur.

Amerika’da yaşadığı yıllarda büyük ölçekli projeler gerçekleştiren sanatçının 200’ün üzerinde eseri bulunuyor.

Başlıca eserleri:

Barselona Pavyonu
1929’da Almanya için tasarladığı sergi alanı, disiplinli bir anlayışa sahip yapı formlarının öncüsü oldu. Pavyon, halen serbest planın en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Ludwig Mies tarafından yapılan Barselona Pavyonu-Barcelona Pavillon
Fotoğraf: Ashley Pomeroy

Lake Shore Drive Apartments
Çelik ve cam cepheleri olan kuleler, zamanın tipik apartmanlarından radikal bir şekilde ayrıldı. Mies, kuleleri, basit bir dikdörtgen kutu şeklinde tasarladı.

Ludwig Mies'ın tasarladığı gökdelen
Fotoğraf: JeremyA

Farnsworth Evi
Bir hafta sonu kır evi olarak tasarlamış olduğu yapı, Mies’in yeni teknolojik çağ için olgunlaşmış modern mimari görüşünün bir örneği. Duvar yerine camın kullanıldığı bina, doğanın ve ışığın iç mekanı sarmasına olanak tanıyan basit bir doğrusal iç mekan alanı tanımlıyor.

Ludwig Mies Van Der Rohe Farnsworth Evi
Fotoğraf: Victor Grigas
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın