Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat

YORUM YAZIN 0
895
Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Zaman hakkında bildiğimiz en net bilgi, hep ilerliyor olduğu. Onu durduramıyoruz, saklayamıyoruz ve biriktiremiyoruz. Ama günlere, saatlere, dakikalara, saniyelere bölebilmişiz. Kolumuza takana dek de bayağı zaman almış!

Zamanın ilk hakimleri Mısırlılar olmuş. Yere diktikleri bir taşın gün içindeki gölgesini takip edip hangi saatte olduklarını kestirebilmişler. MÖ 3500 yıllarında stratejik noktalara dikilen taşların gölgelerinin uzunluğu ve kısalığına göre zamanın takibini yapmaya başlamışlar; zamanı bölümlere ayırmışlar.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Mısırlılar dikilitaş
Mısırlıların saati anlamak için yere diktikleri dikilitaşın gravürü

Mısırlılar dikilitaşlardan sonra, daha kesin sonuçlar veren ve günü 10 bölüme ayıran güneş saatlerini tasarlamışlar. Saatin ortasına gnomon adını verdikleri bir mil yerleştirmişler. Gnomonlu güneş saatleri 300’lü yıllarda Roma İmparatorluğu’nda da kullanılmış.

Zaman su gibi akıyor

Güneş saatlerinin kapalı havalarda ve geceleyin kullanılamaması nedeniyle Mısırlılar, çareyi su saatinde bulmuşlar. Altında suyun akabilmesi için bir oluk bulunan su saati, temel olarak su boşaldıkça içindeki işaretleri görünür hale getiren bir kap olarak tasarlanmış. Suyun boşalmasıyla görünür hale gelen işaretler zamanın ne kadar ilerlediğini anlamalarını sağlıyormuş.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat
Su saatlerinde kullanılan kaplar Fotoğraf: sutori.com

Su saatlerinin farklı bir tasarımı MÖ 1500 yılında ölen Mısır Firavunu I. Amenhotep’in mezarında bulunmuş. Firavuna ait saatte, dar bir borudan geçen su alttaki boş kaba akıyor, kaptaki su seviyesine göre ise zaman belirleniyormuş.

Bir saate yakın aralıklardan daha kısa süreleri ölçemeyen su saatleri, 20.yüzyılın başına kadar kullanılmış. Halen de Afrika’da bazı ilkel kabileler zamanı bu saatlerle belirlemeye devam ediyor.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, mum saatleri
Fotoğraf: Benutzer:Flyout

Mum yanar zaman akar

Dünya tarihinde saat olarak kullanılan en ilginç nesnelerden biri de mum olmuş. En eski örneğine 500’lü yılların şairi Çinli You Jianfu’nun eserlerinde rastladığımız mum saatleri iki farklı şekilde tasarlanmış. Tasarımlardan biri Mum eridikçe ne kadar zaman geçtiği anlamak üzere mumun üzerine eşit aralıklarla çentik atılması mantığına dayandırılmış. Diğer tasarımda ise mum, üzerine çentik atmak yerine bir cetvelle paralel olarak duvara asılıyormuş. Böylece mumun ne kadar eridiği cetvelden ölçülebiliyormuş.

Mum saatleri İngiliz Kralı Alfred tarafından geliştirilerek, 2.5 santimlik bölümler halinde işaretlenmiş. Her bölüm 20 dakikada yanıyor, böylece mum toplam bir günde bitiyormuş.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Kum saatiDenizde kum, şişede saat

Estetik görünüme sahip tasarımları ve kolay kullanımlarıyla günümüzde de popülerliğini koruyan kum saatleri aslında su saatleriyle tamamen aynı mantıkla çalışıyor. Tek fark, kumun başka bir hazneye dolması ve saatin çevrilerek sürekli kullanılabiliyor olması.

Kum saatleri ilk olarak demirciler tarafından kullanılmış. Daha sonra denizciler de kum saatinden faydalanmaya başlamış. Saati bir ipe asan denizciler böylelikle gemi yan da yatsa saatin yere hep dik durmasını garantilemişler. Kum saatinin yanına çizilen bir cetvel yardımıyla da geçen zamanı gözlemleyebiliyorlarmış.

Sarkaçlı ve zahmetli

Ortaçağ Avrupa’sına gelindiğinde evlerde hala kapıların üstüne yerleştirilmiş güneş saatleri kullanılıyordu. Hatta geliştirilerek cepte taşınabilir boyutta güneş saatleri bile tasarlanmış ama geceleri de kullanılabilecek bir yöntem geliştirilmemişti. İnsanların dakikliğe önem vermediği çağlar olduğu için, günün hangi saatinde olunduğuyla ilgili tek kesin kaynak olan manastırlardan bilgi almak insanlara yeterli geliyordu.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat,kule saatleri
Kule saatleri Fotoğraf: towerclocks.org

Manastırlarda saatler törenlerin yapılacağı zamanı saptamak için takip edilirdi. Rahipler zamanı gündüzleri güneş saatlerini, geceleri ise yıldızları gözlemleyerek anlarlardı. Bu dönemde en ‘saatvari’ icat olarak Fransız mimar Villard de Honnecourt’un 1250’de yaptığı ve güneşin gökyüzündeki hareketlerini takip eden cihazını gösterebiliriz.

Tarihin akışını ve saatlere bakışı değiştirecek buluş 14.yüzyılın başlarında, İtalyan şehirlerinin saat kulelerinde görülmeye başlayan sarkaçlı saatler oldu. Bu saatler o dönemde çağının ilerisinde bir teknoloji olmasına rağmen, sürekli olarak kurulma ve tamir ihtiyacında olduğu için fazlasıyla zahmetliydi. Her 12 saatte bir kurma zorunluluğu olan sarkaçlı saatlerin kurulması için, manastırlardaki gibi gündüzleri güneş saatlerinden, geceleri de yıldızlardan faydalanılıyordu.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Nuremberg Yumurtaları
Fotoğraf: peterhenlein.de

Nuremberg Yumurtaları

Sarkaçlı saatlerden sonra geliştirilen saat türü ise, yaylı saatler oldu. Yaylı saatlerin icadı, Alman saat ustası Peter Henlein’a parçaları küçülterek saatleri taşınabilir hale getirme fikrini verdi.

Böylece Henlein 16. yüzyılın başlarında “Nuremberg Yumurtaları” adını verdiği saatlerini üretmeye başladı. İlk taşınabilir mekanik saat olma özelliğine sahip Nuremberg Yumurtaları pratik olsa da, içindeki yay açıldıkça yavaşladığı için zamanla gözden düştü. Üstelik henüz yelkovan ve saat camı icat edilmemiş olduğu için de insanlar yanlarında taşımak yerine evlerindeki masa veya dolap gibi eşyalarının üzerinde tutmayı tercih ettiler. Böylece Nuremberg Yumurtaları gittikçe kullanışsız bir hal aldı.

Galileo’nun sarkaçları, Burgi’nin yelkovanı

“Bir sarkacın salınım periyodları sabittir.” Kilisede papazı dinlerken kafasının üstündeki lambanın sallanmasını izleyerek bu keşfi yapan ve bilim dünyasında çığır açan kişi, İtalyan bilim adamı Galileo Galilei oldu. Galileo bu keşfi yaptıktan sonra eşit zaman aralıkları sağlayabilecek bir sarkacın saat yapımında kullanılabileceğini fark etti ve bu konuda çalışmaya başladı. Ama ne yazık ki, sarkaçlı saatin icadı Galileo’nun ölümünden sonraya denk geldi.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Jost Burgi
Jost Burgi’nin yaptığı astronomik saatli Armillary Küre

Galileo Galilei öldükten sonra onun çalışmalarını çıkış noktası alıp sarkaçlı saatler konusunda çalışmaya devam eden kişi, Hollandalı bilim adamı Christian Huygens oldu. Huygens böylece sarkaçlı saatlerin gelişiminde önemli bir rol oynadı.

On altıncı yüzyılın sonlarına gelindiğinde, İsviçreli bir mucit ve saatçi olan Jost Burgi, saate yelkovan eklemeyi akıl etti. Astronom bir arkadaşının çalışırken dakikayı da görmesinin önemini belirtmesi üzerine yelkovan fikrini üreten Burgi, böylece astronomların da işini kolaylaştırmış oldu.Yelkovanların icadı ile saatler eskisinden çok daha kesin ve güvenilir hale geldi.

Mükemmele doğru

George Graham adlı bir saatçinin 17.yüzyılın sonunda geliştirdiği saat, günde sadece bir saniye geri kalıyordu ve o güne kadar üretilen saatlerin içinde en mükemmel olanıydı. Sonraki yıllarda John Harrison mükemmele daha da yaklaştı. Harrison’un günde saniyenin beşte biri kadar geri kalan saati, denizcilerin uzun yollarda en iyi yardımcısı oldu. Bu başarısından dolayı İngiliz hükümeti saatçiyi günümüzde 10 milyon USD’ye eşdeğer olacak bir parayla ödüllendirdi.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Harrison
Harrison’un saati Fotoğraf: Mike Peel
Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Sigmund Riefler
Riefler’in hassas sarkaçlı saatleri

Bundan sonra geliştirilen en kesin saat, 1889 yılında Siegmun Riefler’in yaptığı ve günde sadece saniyenin yüzde biri kadar geri kalan saat oldu. Astronomik gözlem evlerinde bir standart haline gelen Riefler’in saatinin yerini 1921’de W.H. Shortt’un geliştirdiği iki sarkaçlı saat aldı.

Kuvars saatlerinin çıkışı ise 1920 yılına rastlıyor. Etrafında manyetik bir alan oluşunca şekil değiştirme ve titreşim oluşturma özelliğine sahip olan kuvars, saat yapımında oldukça popüler bir malzeme haline geldi. Atom saatleri zamanı kuvars saatlerine göre daha kesin vermesine rağmen, kuvars saatler maliyetine kıyasla yüksek bir kalite sağladığı için daha çok tercih edildi.

Dijital saatlerle tanışma

İlk dijital saatin patenti Alman mucit Josef Pallweber tarafından 1883 yılında alındı. Dijital ekranların gelişimiyle paralel olarak ilerleyen dijital saatlerin ilk gelişimi 1960’lı yıllarda LED’lerin bulunmasıyla gerçekleşti.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, Pulsar
İlk dijital kol saati Pulsar

Ünlü film yönetmeni Stanley Kubrick’in 1968 yılında yönettiği 2001: A Space Odyssey adlı bilim kurgu filminde kullandığı saat, dijital saatler için öncü bir örnek oldu. Kubrick’in saati, 1970 yılında Hamilton Saat Şirketi’ne ilham verdi ve şirket “Pulsar” adıyla ilk dijital kol saatini geliştirdi.

Kırmızı renkli LED paneli olan saat, 18 ayar altın kaplamaydı ve üzerindeki bir düğmeye basınca saati gösteriyordu. Ancak hem saatin fiyatının yüksek oluşu hem de üretim sırasında ortaya çıkan sorunlar nedeniyle “Pulsar” 1972 yılında piyasaya çıkabildi. Fiyatı yüksek olsa da pek çok kişinin tercih ettiği dijital kol saatleri, 1975 yılında Texas Instruments tarafından plastik kayışlı olarak çok daha ucuza satılmaya başladı. Bu durum Pulsar saatlerinin sonunu getirse de dijital kol saatinin yaygınlaşmasını sağladı.

Dijital saatlerdeki n büyük sorun, elektrik kesintisi gibi durumlarda saat ayarlarının sıfırlanmasıydı. Ayrıca, LED ekranlar yüksek miktarda enerji gerektirdiği için saatin ekranı sürekli açık kalamıyordu. Bu sorunlar 1980’li yılların başlarında LCD ekranların kullanılmaya başlaması ile çözüldü.

Zamanda yolculuk: Değişen tasarımlarıyla saat, LCD ekran
LCD ekranlı ilk saatler Fotoğraf: Ozguy89

Günümüzde dijital saatler, beyaz eşyalardan cep telefonlarına kadar her yerde kullanılıyor olsa da, analog saatleri zamanın gerisine itemedi. Modern dijital saatler kadar analog saatler de şık cazibeleri ve estetik görünümleri ile zamanı izlemeye devam ediyor.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın