Ani Arkeolojik Bölgesi

YORUM YAZIN 0
91
Ani Arkeolojik Bölgesi, genel
Fotoğraf: Kars İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.
Ani Arkeolojik Bölgesi, Kars’ın Ocaklı Köyü sınırları içerisinde bulunuyor
Fotoğraf: Kars Valiliği

Konut, din ve askeri yapıları ile orta çağ şehirciliğinin karakteristiğini gözler önüne seren Ani, İpek Yolu üzerindeki kültürel ve ticari merkezlerden biridir. Hristiyan ve daha sonra Müslüman hanedanları tarafından yüzyıllar boyunca yerleşim olarak kullanılmış olan bu çok kültürlü orta çağ kenti, 2016 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası olarak koruma altına alınmıştır.

Kars’ın Ocaklı Köyü sınırları içerisinde bulunan Ani Arkeolojik Bölgesi, Ermenistan ile doğal sınır oluşturan Arpaçay nehrinin batı yakasında üçgen bir platoda yer almaktadır. İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş ve konaklama noktasında kurulmuş olan antik kent, orta çağın şehircilik, mimarlık ve sanat açısından gelişiminin ve çeşitliliğinin bir arada görüldüğü çok kültürlü bir yerleşimdir.

İpek Yolu’nun önemli bir kavşağı

On altıncı yüzyıla kadar yerleşimin sürekli olduğu Ani’nin en eski tarihinin MÖ 5000 yıllarına kadar uzandığı düşünülmektedir. Tarih öncesi dönemde yerleşim, Bostanlar Deresi olarak adlandırılan vadideki volkanik mağaralarda başlamıştır.

Bugünkü arkeolojik bölgeyi oluşturan İçkale, 4. yüzyılda Kars şehrine ismini veren Karsaklılar tarafından yaptırılmış. İpek Yolu üzerinde yer alan yerleşim çok kültürlü bir ticari merkez olarak gelişmiş, kapalı kent modelinden açık kent modeline geçişte bölgenin ilk örneği olmuştur.

Ani Arkeolojik Bölgesi, gravür
Gravür: aniharabeleri.org

Antik kent, Gürcü ve Ermeni krallığı olan Bagratlı Krallığı’nın başkenti olduğu dönemlerde gelişerek İpek Yolu’nun önemli bir kolu haline gelmiştir. Daha sonra, Bizans, Selçuklu ve Gürcistan egemenliği altında, Bizans, İran, Suriye ve Orta Asya arasındaki ticaret yollarını kontrol ederek, ticaret kervanları için önemli bir kavşak olma özelliğini korumuş; bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir.

Ani, 1319 yılında yıkıcı bir deprem yaşamış, akabinde de Moğol istilasına uğramıştır. Tüm bunların yanında ticaret yollarındaki değişimler kentin çöküşünü hızlandırmış; 1535 yılında yapılan Osmanlı-İran savaşında kent tamamen terkedilmiştir.

Özgün bir mimari tarz

Ani Arkeolojik Bölgesi, 78 hektar büyüklüğündeki bir alan üzerinde yer almaktadır. Kent, etkileyici dış cephe surları ve sur içerisindeki kamu binaları, sivil ve dini yapılar, dini anıtlar, kervansaray, köprü gibi günümüze ulaşmış 21 adet tescilli yapı barındırmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, 78 hektarlık bir alana sahip
Fotoğraf: Haigolar

Ani’de yaşamış olan Zerdüşt, Hristiyan ve Müslüman toplumlar, kentin kültürünü çeşitlendirdiği gibi mimari tarzını da etkilemiş; farklı tarzların birleşimi kente özgün ve zengin bir mimari doku kazandırmıştır. Kent, mimari tasarım, malzeme seçimi ve dekoratif detaylara yansıyan Ermeni, Gürcü ve çeşitli İslami kültür geleneklerinin buluşma yeri olmuş; kültürler arası etkileşimler sonucunda ortaya çıkan bu yeni stiller, Ani’ye özgü bir mimarinin oluşmasını sağlamıştır. Bu özgün mimari yaklaşım, Anadolu ve Kafkasya’nın farklı bölgelerinde de etkili olmuştur.

Ani Arkeolojik Bölgesi, özgün mimari
Fotoğraf: Alfonzso

Ortaçağ mimari gelişiminin geniş bir panoramasını sunan Ani, teknik, stil ve malzeme özellikleri ile Ermeni dini mimarisinin de temsilciliğini yapmakta, 4. ve 8. yüzyıllar arasında Ermeni Kilisesi mimarisinde geliştirilen plan tiplerinin hemen hemen hepsinin birlikte görülebileceği nadir bir yerleşim yeri olarak kabul edilmektedir.

Bölgedeki ilk kazılar, Ani’nin, Çarlık Rusyası’nın yönetiminde olduğu 1892 yılında başlamıştır. Rus Dil Bilimler Akademisi’nde görevli Nicholas Marr tarafından yapılan kazılar sonucunda Bronz ve Demir çağa ait yerleşimler ve Urartulu olması olası yapılar gün ışığına çıkarılmıştır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Mağara evler
Mağara evler Fotoğraf: Reyhan Çetin/ medium.com

Bostanlar Deresi’nin iki yakasındaki tüf kayalıklara oyulmuş çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunlar dinsel, mezar odası, depo, konut, kuş evleri ve benzeri işlevlerle kullanılmıştır. Bazıları merdivenlerle çıkılan ikinci katlara sahiptir.

Anıtsal özelliklere sahip yapıların çoğunluğu hala yerinde duruyor olsa da, depremler ve insan tahribatları nedeniyle tümünde ciddi yapısal sorunlar yer almaktadır. Arazinin görsel bütünlüğü ise taş ocağı faaliyetleri ile kayalık mağaraların ve mera alanlarının uygunsuz kullanımından olumsuz etkilenmiştir.

Ani surları ve İpek Yolu’na giriş

Ani antik kentini çevreleyen surlar ilk olarak 964 yılında Bagratlı Kralı Aşot tarafından yaptırılmıştır. Sonrasında surlara, bir tanesi Selçuklular zamanında olmak üzere iki kez takviye yapılmıştır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Ani surları
Fotoğraf: © Fahriye Bayram/whc.unesco.org

Toplam uzunluğu 4 buçuk kilometre olan surların yüksekliği kurulduğu arazinin eğimi nedeniyle 5 metre yüksekliğe dek erişmektedir. Dış cephesinde haç motifleri, aslan ve yılan kabartmalı rölyefler, çini süslemeler bulunan surların yedi giriş kapısı bulunmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Aslanlı Kapı
Aslanlı Kapı Fotoğraf: aniharabeleri.org

Sur kapılarının en önemlileri Aslanlı Kapı, Kars Kapısı ve Sarnıçlı Kapı’dır. Aslanlı Kapı’nın bulunduğu surların doğu burcu üzerinde Selçuklu Sultanı Alparslan’ın kenti 1064 yılında fethetmesini belgeleyen dört satırlık kufi İslami kitabe bulunmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, İpek Yolu Köprüsü
İpek Yolu Köprüsü Fotoğraf: Ggia

İpek yolunun Anadolu’ya ilk giriş noktasında bulunan İpek Yolu Köprüsü, Arpaçay nehrinin üzerine kurulmuştur. İki katlı köprünün alt katı kervanların, üst katı ise yaya ve askerlerin geçişi için kullanılmıştır. 9. yüzyılda inşa edilen köprünün günümüze sadece ayakları ulaşabilmiştir.

Etkileyici kiliseler

Ani’de pek çok kilise bulunmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni Ani Katedrali’dir. Kesme tüf taşından inşa edilmiş olan kare planlı katedralin temelleri Bagratlı Kralı II. Sembat tarafından 990 yılında atılmış ancak kralın ölümü nedeniyle eşi kraliçe Katranide tarafından tamamlanmıştır.

Yazıtlara ve tarihçilere göre kilisenin mimarı aynı yüzyılda İstanbul Ayasofya Kilisesi’nin tamiratını yapan Tridat ustadır. Katedral, Alparslan’ın Ani’yi fethinden sonra camiye çevrilmiştir.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Aziz Prkich Kilisesi
Aziz Prkich Kilisesi Fotoğraf: Ggia

Katedralin yakınında yer alan Aziz Prkich Kilisesi, 1036 yılında inşa edilmiştir. İçi sekiz köşegenden oluşan daire planlı kilise, kubbelidir ve iki kısımdan oluşmuştur. Kilise, 1291 ve 1342 yıllarında Atabekler tarafından restore edilmiş, 1930’lu yıllarda ise yıldırım düşmesi sonucu yarısı yıkılmıştır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Kral Gagik Kilisesi
Kral Gagik Kilisesi Fotoğraf: aniharabeleri.org

Kral Gagik tarafından 10. yüzyıl başlarında yaptırılan Gagik Kilisesi, ilk yapıldığı yıllarda yüksek kubbesi nedeniyle yıkılmış, sonrasında sekiz tane bazalt taşından yapılmış sütun üzerine daha küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Kiliseden günümüze sadece temel duvarlarından bir kısmı ulaşabilmiştir.

Silindirik bir yapıya sahip olan Abughamrents Aziz Gregory Kilisesi, 980 yılında Prens Pahlavuni tarafından yaptırılmıştır. Silindirik bir yapıya sahip olan kilise, sekizgen kubbelidir ve birbirine geçmiş ince sütunların desteklediği altı adet kenar sütun üzerinde durmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Tigran Honents Kilisesi
Tigran Honents Kilisesi Fotoğraf: mx

Tigran Honents Kilisesi, Anili bir tüccar olan Tigran Honents tarafından 1215 yılında inşa ettirilmiş. Haç planlı kilisenin iç mekanı dört büyük sütunla kubbeye bağlanmıştır. Kilisenin çatı alınlıkları rölyef hayvan figürleri ile içi ise İsa’nın doğumundan ölümüne kadar geçen olayları sembolize eden fresklerle süslenmiştir.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Surp Hripsime Bakireler Kilisesi ve Manastırı
Surp Hripsime Bakireler Kilisesi ve Manastırı Fotoğraf: aniharabeleri.org

Türkiye-Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehri’nin oluşturduğu vadide yer alan Surp Hripsime Bakireler Kilisesi ve Manastırı, 13. yüzyılın mimari yapısı ve süslemelerinin karakteristik özelliğini taşımaktadır. Silindirik bir plana sahip olan kilisenin kubbesi çadır görünümündedir. Dış cephe duvarları üzerinde geometrik şekilli kabartma süslemeler mevcuttur.

Selçuklu izleri

Kentin Selçuklular tarafından fethedilmesinden sonra Ani kültürü İslam ve Türk mimarisi yapıları ile daha da zenginleşmiştir. Ebu’l Menuçehr Bey tarafından yaptırılan Ebu’l Menuçehr Camisi, Anadolu’da inşa edilen ilk Türk camidir. Aynı zamanda günümüze sağlam bir şekilde ulaşan en eski Selçuklu eseridir.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Ebu’l Menuçehr Camisi
Ebu’l Menuçehr Camisi Fotoğraf: aniharabeleri.org

İki katlı, dikdörtgen planlı ve üç nefli caminin Arpaçay vadisine bakan kısmının zemin katı toprağa gömülü olarak inşa edilmiştir. Bu kısımda bulunan dört oda medrese olarak kullanılmıştır. Medrese üzerindeki ilk kat, fil ayağı sütun kemerler ile birbirine bağlanarak geniş bir kubbe taşımaktadır. Kubbe tavanı zengin Selçuklu motifleri ile süslenmiştir. Düzgün kesme tüf taşından yapılmış olan caminin taş minaresi 99 basamaklıdır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Selçuklu Kervan Sarayı
Selçuklu Kervan Sarayı Fotoğraf: aniharabeleri.org

Antik kentin merkezindeki ana caddede yer alan Selçuklu Kervan Sarayı, 12. yüzyıl başlarında yapılmıştır. Kervansarayın taç kapısında yer alan süslemeler tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Küçük Hamam
Küçük Hamam Fotoğraf: © Fahriye Bayram/whc.unesco.org

Selçuklu mimari tarzının başka bir örneği olan Küçük Hamam, dört eyvan, dört halvet, bir ılıklık ve külhan kısmı odalarından oluşmaktadır. Odaların kapı girişleri sivri kemerli olarak yapılmış; eyvanlar ise tonoz kemerlerle örtülmüştür.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın