Efes

YORUM YAZIN 0
216
Efes,
Fotoğraf: Harold Litwiler
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.
Efes, 12 İon kentinin başkenti
Fotoğraf: Esther Lee

Yunanistan Yarımadası’ndan Anadolu’ya yeni topraklar aramaya gelen Yunanlıların Batı Anadolu’da kurduğu 12 İon kentinin oluşturduğu birliğin başkenti olan Efes, binlerce yıllık bir zaman diliminde kesintisiz yerleşime ev sahipliği yaptı; birçok zengin kültürün odağında yer aldı. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu savunan Heraklitus gibi düşünürler burada yetişti, ünlü şair Callinus dizelerini bu şehirde kaleme aldı. Antik kent, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi.

Antik dönemin en önemli merkezlerinden biri olan ve MÖ 7. binyıldan itibaren yerleşim alanı olarak kullanılan Efes, MÖ 129 yılında Asya eyaletinin başkentliği unvanını Bergama’dan aldı. Kent, 200 bine yaklaşan nüfusuyla eyaletin en büyük şehri olduğu gibi, caddeleri aydınlatılan az sayıda merkezden biriydi. Şehircilik açısından yetkindi, kütüphanesi eşsizdi. Kent, ekonomik gücüne yakışır kültürel hazinelere, görkemli yapılara, gelişmiş bir altyapıya sahipti. Üstelik tiyatrosu, hamamları, agoraları, festivalleriyle renkli ve hareketli bir eğlence merkeziydi. Efes’in siyasal, kültürel ve dinsel gücünün arkasında yatan, güçlü ekonomisi ve hareketli ticaretiydi. Bu da büyük ölçüde önemli bir liman olmasından kaynaklanıyordu.

Dinsel çekim odağı

Kent, yalnızca ışıltılı bir liman ve ticaret merkezi değil, aynı zamanda tarih boyunca kafileler halinde ziyaretçilerini ağırlayan bir dinsel çekim odağı oldu. Anadolu’nun eski ana tanrıçası Kybele geleneğini sürdüren Artemis’in dünyanın yedi harikasından biri olan, en büyük tapınağı buradaydı.

Efes, Artemis Tapınağı
Miniatürk’te yer alan Artemis Tapınağı modellemesi Fotoğraf: Zee Prime

Tapınak ile ilgili bilgiler Tarihçi Plynus’un anlattıklarına dayanıyor. Her biri 18 metre yüksekliğinde 127 adet kolona sahip tapınağın inşası sırasında sadece mermer kullanılmış. Geçirdiği büyük bir yangınla büyük hasar gören tapınağın kalan kalıntıları başka binaların yapımında kullanılmış. Tapınaktan günümüzde sadece tek bir sütunu kalmış durumda.

Efes, Meryem Ana Evi
Meryem Ana Evi

Hristiyan dünyasının en önemli kişilikleri, Meryem Ana, St. John, St. Paulus da Efes’te yaşadı. Günümüzde Meryem Ana Evi’nin bulunduğu varsayılan yerdeki küçük kilise, Efes’teki Meryem Kilisesi ve Selçuk’ta yükselen St. Jean Kilisesi, Hristiyanlık için özel bir anlam taşıyan, birer hac mekanı olarak görülen kutsal merkezlerdir. Efes ören yerinde kalıntıları bulunan Meryem Ana Kilisesi’nde 431 yılında toplanan konsilde, Hıristiyanlık için son derece belirleyici bir karar alınarak İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu savı kabul edilmiştir. St Jean Kilisesi ise, orijinal yapısıyla, Anadolu’da Hıristiyanlığın doğuş ve gelişimini temsil eden kutsal kiliselerden biridir.

Efes, İsa Bey Camisi
İsa Bey Camisi Fotoğraf: © Ephesus Museum Directorate / whc.unesco.org

Dördüncü yüzyıldan başlayarak alüvyonların doldurduğu limanının giderek yok olmasıyla ticari önemini yavaş yavaş kaybeden Efes, daha sonra Aydınoğulları Dönemi’nde inşa edilen İsa Bey Camisi ile bu kez Müslümanlar için kutsal bir yapıya ev sahipliği yaptı.

Efes, panoramik
Fotoğraf: kulturvarliklari.gov.tr

Eski liman kenti Efes’in tarihsel coğrafyası

Efes’in parlak bir başkent olduğu günler, denizin kentin eteklerine dek geldiği dönemlerde yaşandı. Zamanla Kaystros yani Küçük Menderes Irmağı’nın getirdiği alüvyonlarla kent denizden uzaklaştı, limanını yitirdi. Günümüzde bu verimli alüvyonların doldurduğu deltayla Ege Denizi’nin birleştiği bölgede bulan Efes, alüvyonların ve diğer bazı doğal faktörlerin etkisiyle birçok kez yer değiştirdi. Kentin tarih içinde yerleşim mimarisi olarak doruk noktasına ulaştığı ve en yoğun olarak yaşandığı yeri, Panayır ile Bülbül dağları arasındaki vadi oluşturuyordu.

Lydia Kralı Kroisos tarafından MÖ 560 yıllarında, Artemis Tapınağı çevresindeki ikinci Efes’e zorla taşınan kent şu anda toprak seviyesinin 4-5 metre altında bulunuyor. Üçüncü kez kurulan Efes ise, bugün ziyarete açık olan kentti. Bizans Çağı’nda limanın dolması kentin son kez yer değiştirmesine neden oldu ve Efesliler kentin ilk buluntularına rastlanan Ayasuluk Tepesi’ne geldiler. Bunun en önemli nedeni St. Jean’ın mezarının burada bulunması ve mezar üzerine önemli bir kilisenin inşa edilmiş olmasıydı.

Efes, Ayasuluk yerleşimi
Ayasuluk yerleşimi Fotoğraf: © Pamukkale University / whc.unesco.org

1990 yılına dek Efes’teki en eski bulgular MÖ 1400’lere tarihlenen Myken mezarlarına aitti. 1990’lı yıllarda, Efes Müzesi’nin yürüttüğü kazı çalışmaları sırasında ise, Ayasuluk Tepesi’nde bulunan ve MÖ 3000’lere uzanan Prehistorik yerleşme sayesinde Efes tarihine bakış yeni bir boyut kazandı. Günümüzde, Magnesia Kapısı’nın güneyindeki Çukuriçi Höyük’te yapılan kazılardaki yeni bulgular, Efes çevresinin tarihini MÖ 8200’e dek götürmektedir.

Efes’in kuruluş mitolojisi ve adları

Efsaneye göre Efes, MÖ 1000’li yıllarda Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos tarafından Panayır Dağı’nın eteklerinde kurulmuştu. Antikçağ’ın yazarları olayları şöyle aktarıyorlar: Androklos, Dor akınları ve artan nüfusun Yunan Yarımadası’nda yaşayanlara yer bırakmadığı dönemlerde yaşar; halkının yeni topraklara ihtiyacı vardır, fakat yeni bir kenti nereye kuracağını bilemezler. O dönemlerde gelenek olduğu üzere bir kahine gidilir. Kahin, Androklos’a, şehri kuracağı yerin bir balık ve yaban domuzu tarafından gösterileceğini belirtir. Kafile, Ege kıyılarında o dönemlerde deniz olan bölgeye gelir, herkes açtır. Hemen kıyıdan oltalarla balık tutulur. Adamlar yakaladıkları balıkları alelacele bir ateş yakıp tavada pişirirlerken, ateşten sıçrayan bir kıvılcım çalıları tutuşturur. Çalıların arkasında bulunan bir yabandomuzu alevlerden korkarak kaçmaya başlar. Androklos ve arkadaşları, domuzu takip ederler. Yayını geren Androklos’un vurup öldürdüğü domuzu kamplarına getiren halk, kahinin söylediklerini hatırlar: Domuz ve balık bir araya gelmiştir! Yeni yurtlarını bu bölgeye kurarlar.

Efes, Hadrian Tapınağı
Hadrian Tapınağı Fotoğraf: © Austrian Archeological Institute / Niki Gail / whc.unesco.org

Bu hikaye daha sonra Roma Dönemi’nde Efes’te inşa edilen Hadrian Tapınağı’nın frizlerine işlenmiştir. Anıt niteliğindeki Hadrian, küçük bir tapınak görünümündedir. Korinth düzenindeki sütunların taşıdığı alınlığı ile dikkat çekmektedir. Alınlığın içine doğru kıvrılan kemerde Roma mitolojisinde Fortuna olarak adlandırılan kader ve şans tanrıçası Tykhe’nin büstü bulunur. Tapınak, 17-138 yılları arasında yapılmış, yaşadığı yıkım sonrası 4. yüzyılda restore edilmiştir. Günümüzde tapınağın orijinal frizleri Efes Müzesi İmparator Kültleri Salonu’nda sergileniyor. Ören yerindeki tapınakta ise frizlerin yerine aynı eserlerin bire bir kopyaları yerleştirilmiş.

Gerçekte Attika’dan Anadolu’ya göç edenlere önderlik eden Androklos ve arkadaşları Efes’e geldiklerinde boş topraklar bulmamışlardı. Burada bölgenin yerli halkları vardı. MÖ 2. binin ikinci yarısına ait Hitit belgelerinde sözü edilen Apasa adlı kent, olasılıkla günümüz Efes’inin içinde bulunduğu bölgeydi. Şehrin İonlar öncesi nüfusunu Kar, Leleg, Lyd gibi Anadolulu halklar oluşturuyordu. Antik kaynaklarda Amazonlarca kurulduğu belirtilen Apasa’nın, değişik adlar taşıdığı belirtilse de şehrin tarihte en çok bilinen adı Ephessos veya Ephesus olmuş; bu ad Türkçeye Efes olarak geçmiştir.

Altın çağa doğru

Efes, birçok Anadolu kenti gibi çeşitli kavimlerin istilasına uğradı. MÖ 560 yılları civarında, Lydia kralı Kroisos şehri önce kuşattı, sonra egemenliği altına aldı. Ancak kentte, Lydia hakimiyeti uzun sürmedi. Kent, MÖ 545’te Pers yönetimine geçti. Ancak, Makedonya Kralı Büyük İskender’in Korinthos Birliği’nin başına geçerek bütün Yunanistan’ı alması ve sonrasında Persleri MÖ 334’te yenerek Anadolu’yu ele geçirmeye başlamasıyla Pers hakimiyetinden kurtuldu.

Büyük İskender’in ölümüyle iktidarı devralan generalleri döneminde bütün Helen dünyası gibi Efes de karışıklıklar içerisinde kaldı. İskender’in sadık generallerinden biri olarak mirasını devralan Lysimakhos’un bölgedeki iktidarıyla kentte yeni bir dönem başladı. Arkaik Efes, Küçük Menderes’in alüvyonlarıyla dolup bataklığa dönüştüğü için Lysimakhos kentin yerini değiştirmeyi istedi ve Efes merkezli çevredeki Teos, Lebedos, Kolophon kentlerinin halklarını da bir araya toplayarak büyük bir metropol oluşturmak için uğraştı. Yeni kent, Helenistik dünyadaki diğer bazı örneklerde olduğu gibi, mimar ve kent plancısı Hippadamos’un geliştirdiği hippodomik plan ile birbirini dik kesen caddelerden oluşan modern şehircilik anlayışına uygun olarak inşa edildi. Kentin çevresi 9 kilometre uzunluğunda ve 10 metre yüksekliğinde bir surla kuşatıldı.

Efes, Traianus Çeşmesi
Traianus Çeşmesi Fotoğraf: wikimedia.org

Lysimakhos’un egemenliğini yine İskender’in ardıllarından Seleukoslar ve Ptolemaiosların yönetimleri izledi. MÖ 196’da şehir Seleukos kralı III. Antiochos tarafından bir kez daha ele geçirildi ve Seleukosların karargahı olarak kullanıldı. MÖ 188’de Apemeia Barış Antlaşması’yla Romalılar tarafından Bergama Krallığı’na bırakıldı. MÖ 133 yılında Roma İmparatorluğu’na vasiyet yoluyla miras olarak kalmasıyla imparatorluğun Asya eyaleti sınırları içinde kaldı.

Efes, en parlak günleri Roma Dönemi’nde gördü. Çok kalabalık bir nüfusa sahip olan kent, bu dönemde Asya’nın en büyük ve lider metropolü konumuna geldi. Roma genel valisinin yeni karargahı oldu. Başlayan imar faaliyetleriyle yeni bir Helenistik-Roma kenti doğdu. Efes zengin bir liman kenti olmakla kalmayıp Asya eyaletinin başkenti konumuna geldi. Bilim, eğitim ve kültür hayatında da ön plana çıktı.

Efes, August Kapısı
Kentin kapılarından biri olan August Kapısı Fotoğraf: Ken and Nyetta

Ancak, asker imparatorlar devri olan 3. yüzyılda, tüm Roma’da olduğu gibi Efes’te de gerilemeler başladı. Doğuda Sasaniler, kuzeyde Germenler tarafından tehdit edilen Roma, bağımsız güç odaklarının çoğalmasına engel olamadı. 262’de Gotlar Efes’i yakıp yıktılar, Artemision’un tüm zenginliğine el koydular.

Akıp giden yıllar, istilalar, savaşlar içinde Bizans, Aydınoğulları ve Osmanlı egemenliğine geçen kent, özellikle Aydınoğulları zamanında yeniden parlak günler geçirse de eski efsanevi günlerine bir daha dönemedi.

Gün ışığına çıkan ışıltılı geçmiş: Efes kazıları

Roma Dönemi’nin görkemli kentinin uzun bir dönem boyunca gözden düşmesinin ardından yaşadığı “yeniden doğuş”u mümkün kılacak kazıların tarihi 1863 yılına dek gidiyor. Bir anlamda Uyuyan Güzel’in ilk uyanışı, İzmir-Aydın demiryolunun inşasını başlatmak üzere yöreye gelen İngiliz mimar-mühendis J.T. Wood ile oldu.

Anadolu’daki ilk demiryolu hattı olan İzmir-Aydın hattı üzerinde 1867’de hizmete giren Ayasuluk İstasyonu sayesinde o tarihlerde hemen hemen terk edilmiş durumdaki bölge tekrar canlanmaya başladı. Daha demiryolu inşaatı başlamadan yabancı araştırmacıların ilgisini çeken antik Efes kenti, istasyonun açılmasıyla yabancı gezginleri de çekmeye başladı.

Efes, Artemis Heykeli
Artemis Heykeli Fotoğraf: Son of Groucho

Wood’un British Museum adına yürüttüğü kazılar 1874’e dek sürdü. Tutkuyla dünya harikası Artemis Tapınağı’nın peşine düşen mühendis, ancak 1869’da çoktan yerin altına gömülmüş yapıdan bazı parçaları bulabildi. İngilizlerin kazıları arkeolog D. G. Hogarth’la devam etti. 1895 yılında Viyana Üniversitesi hocalarından Otto Benndorf da bir başka kazı için izin aldı. Avusturya böylece uzun soluklu kazı serüvenine başladı. Zaman zaman kesintiye uğrayan kazılar aralıksız devam ediyor.

Günümüzde, ancak yüzde 20 kadarının gün ışığına çıktığı tahmin edilen Efes Antik kenti çok sayıda yerli ve yabancı tarafından ziyaret ediliyor. Ziyaretçiler anıtsal yapıları, geniş caddeleri, liman kalıntılarıyla görkemli bir geçmişi yaşarken, Efes Müzesi bu kentten günümüze kalan objelerle yapıların ve sokakların içini doldurmalarına, gündelik yaşamı gözlerinde canlandırmalarına yardım ediyor.

Efes, Kuretler Caddesi
Kuretler Caddesi Fotoğraf: izmirkulturturizm.gov.tr

Kutsal yola giriş: Kuretler Caddesi ve çevresi

Kent merkezinde, Herakles Kapısı’ndan Celsus Kütüphanesi’ne kadar uzanan eğimli mermer cadde, Kuretler Caddesi olarak adlandırılıyor. Caddenin üst kısmının her iki yanında kolonadlar, aşağı kısmında ise kamusal ve anıtsal yapılar yer alıyor. Birçok yapının cephesi bu caddeye bakıyor. Dükkan, atölye, lokanta, ev ve diğer yapıların girişleri bu galerilere açılıyor. Yukarı kısımda, her sütunun önünde yazıtı olan heykel kaideleri bulunuyor. Tabanı mermer kaplı caddenin altında oldukça gelişmiş bir kanalizasyon sistemi bulunuyor.

Efes, Herakles Kapısı
Herakles Kapısı Fotoğraf: © Ephesus Museum Directorate / whc.unesco.org

Anadolu’da ve Efes’te, adı daha sonra tüm yazıtlardan silinecek kadar sevilmeyen Roma İmparatoru Domitianus’un adını taşıyan Domitianus Meydanı’ndan Kuretler Caddesi’ne, günümüze bazı parçaları ulaşmış anıtsal Herakles Kapısı’ndan geçiliyor. Kapı, adını Nemea Aslanı’nın postuna sarınmış vaziyette görünen yarı tanrı Herakles’in kabartmalarından alıyor.

Sağ elinde bir palmiye dalı, sol elinde ise bir defne çelengi tutarak uçar durumda görülen Tanrıça Nike kabartmalı köşe bloğunun, orijinal halinde kapının kemerine eklenmiş olduğu düşünülüyor. Kemerin bazı kısımları ve Nike kabartması 4. yüzyılın ilk yarısında yapılmış.

Efes, Tanrıça Nike kabartması
Tanrıça Nike kabartması

Kuretler Caddesi’nde bulunan çeşme iki katlı anıtsal yapısıyla, Efes’in en görkemli üç çeşmesinden biri. Tiberius Claudius Aristion tarafından yaptırılmış ve İmparator Traianus’a adanmış. Çeşme ile Hadrianus Tapınağı arasında, Efes’teki en büyük yapı komplekslerinden biri olan Varius Hamamı yer alıyor. 250 metre uzunluğunda kazılmış olan Hamam Sokağı, 70 metre yüksekliğinde kesintisiz ve düz bir yol olarak tiyatroya doğru uzanıyor.

Görkemli Celsus Kütüphanesi

Efes’in günümüze kalan en can alıcı yapısı olan Celsus Kütüphanesi, döneminin de en gösterişli binasıydı. Bugün de cephe restorasyonunun tamamlanmış olması nedeniyle sanki binlerce yıldır hiç yıkılmamış gibi sapasağlam ayakta duran büyüleyici görüntüsü ve bütün görkemiyle ziyaretçilere kentin ortasında adeta büyük bir sürpriz sunuyor.

Efes, kütüphane
Fotoğraf: © Austrian Archeological Institute / Niki Gail / whc.unesco.org

Yapıya ait günümüze ulaşmış yazıtlara göre kütüphane, 2. yüzyılın ilk çeyreğinde Romalı Senatör Tiberius Iulius Celsus Polemaeanus’un mezarı üzerine, 110 yılında konsül olan oğlu Iulius Aquila tarafından heroon olarak inşa ettirilmiş.

Kütüphane binasının iki katlı bir cephesi bulunuyor. Üst katta, kapıların üzerine gelecek şekilde pencereler yerleştirilmiş. Yapıda, dokuz basamaklı geniş bir merdivenle çıkılan, zengin mimari bezemeli cepheye simetrik olarak yerleştirilmiş üç kapı yer alıyor. Kapılardan üç katlı olan iç bölüme geçiliyor. Merdivenin hemen bitiminde yükselen Korinth düzeninde sütun başlıklarına sahip sekiz sütun, ikinci katta yer alan sekiz sütunu ve üst mimari elemanlarını taşıyor.

Nişler içindeki heykel kaidelerinde, günümüzde orijinalleri Viyana Efes Müzesi’nde sergilenen dört heykelin mulajları bulunur. Celsus’un erdemlerini temsil eden bu kadın figürlerinin her biri ayrı ayrı anlam kazandığı gibi, birbirlerini de tamamlıyor.

Efes’in etkinlik merkezi Antik Tiyatro

Efes’in görkemli tiyatrosu, Panayır Dağı eteklerine eğime uygun olarak inşa edilmiş, Helenistik karakterini az da olsa korumuş bir yapı. 25.000 kişilik kapasiteye sahip. Tiyatro, antik tiyatroların ortak unsurları olan sahne, orkestra ve cavea’dan oluşuyor. Domitianus zamanında inşa edilmiş sahne yapısının üstüne aedikulalı bir kat ve onun da önüne ön sahne inşa edilmiş. Aynı dönemde, bitişikteki tonozlu alt yapıların üzerine ikinci bir oturma bölümü yeni bir diazomayla ayrılarak eklenmiş. Üçüncü oturma bölümünün, kesin olmamakla birlikte 262 tarihli depremden önce yapılmış olduğu sanılıyor.

Efes, antik tiyatro
Fotoğraf: Brendan Aanes

Roma Dönemi’nde tiyatrolar, dolayısıyla Efes Antik Tiyatrosu sosyal yapısı ağır basan, politika ve siyaset için zemin hazırlayan, aynı zamanda da geniş halk kitleleri için büyük bir toplumsal merkez haline gelen bir alan olmaya başladı. Roma Dönemi’ndeki diğer tiyatrolar gibi Efes Tiyatrosu da gladyatör ve hayvan dövüşlerinin yapılabilmesi için mimari değişiklikler ve eklentilerle desteklendi.

Seçkinlerin konutları: Yamaç Evler

Günümüze şaşırtıcı şekilde korunarak gelen ve antik kentin tam merkezinde yer alan Yamaç veya Teras olarak adlandırılan evler, Roma Dönemi’nde üst sınıfın yaşadığı ya da belediyeye misafir ağırlama için verdikleri evlerdi. Bülbül dağı yamacında yer alan parsellere ayrılmış müstakil yapılar, doğu bölümünde 3.000 metrekarelik, batı bölümünde ise 4.000 metrekarelik bir alana yayılıyor.

Efes, yamaç evler
Fotoğraf: © Austrian Archeological Institute / Niki Gail / whc.unesco.org

Teraslar üzerine yapılmış evler açık peristil bir avlu etrafına iki veya üç katlı olarak inşa edilmiş. Sütunlarla oldukça konforlu olarak inşa edilen avluların evlerdeki önemli işlevi hem sosyalleşme alanı yaratmak hem de eve ışık sağlamak olmuş. İlk inşa tarihi M.S. 1. yüzyıl olarak belirlenen evler, daha sonraki yıllarda çeşitli ilave değişikliklerle kent terk edilene kadar kullanılmış. Evlerde, çeşmeler, duvarlara gömülü kuyular, banyo ve yerden merkezi ısıtma sistemleri gibi hayranlık uyandırıcı üstün bir teknoloji ve dekorasyon inceliği yer alıyor.

Yamaç Evler’in en göze çarpan özelliği, duvarlarının fresklerle, zeminlerinin mozaiklerle kaplanmış olması. Bazı mekanların duvarlarında dekoratif amaçlı mermerler de yer alıyor. Oldukça kaliteli ve yüksek bir sanat anlayışıyla yapılmış, önemli tiyatro eserlerine ait sahneler, mitolojik konular ve varlıklar, güncel yaşama ve doğaya dair betimlemeler, tanrılar ve filozof resimleri gibi çok değişik konuların işlendiği duvar resimleri o dönemin kültürü, günlük yaşamı, inanışları ve sanatı hakkında önemli ipuçları veriyor.

Evler farklı dönemlerde onarım gördüklerinden ya da ev sahibinin tercihine bağlı olarak dekorasyon değişikliklerine uğradıklarından, duvarlarda da üst üste değişik bezemelere sahip freskler bulunuyor. Bu detaylar evlerin tarihlendirilmesinde önemli rol oynuyor. Bazı odaların duvarlarında dekoratif amaçlı objelerin yerleştirildiği nişler yer alıyor.

Kazılar sırasında çok sayıda imparator, imparatoriçe, filozof büstü; bronz, mermer, pişmiş toprak, fildişi ve camdan yapılmış dekoratif amaçlı çok sayıda eser ile takılar, oyuncaklar, tıp ve kozmetik aletleri, kullanım kapları, parfüm şişeleri, değişik malzemelerden yapılmış kandiller çıkarılmış. Günlük hayata ışık tutan bu buluntular, Yamaç Evler’de yaşamış olan sınıfın yüksek kültür seviyesini, zenginliğini ve lükse düşkünlüğünü, tıbba verdiği önemi gözler önüne seriyor. Bulunan eserler günümüzde, Efes Müzesi’nde Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonu’nda sergileniyor.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın