Hattuşa – Hitit Başkenti

0
145
Hattuşa Hitit Başkenti
Fotoğraf: Verity Cridland
Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Hattuşa Hitit Başkenti genel görünümYüzyıllar boyunca Anadolu’da önemli bir yerleşim yeri olan Hattuşa, Anadolu’nun önemli krallıklardan biri olan Hititlerin başkentidir. MÖ 17. yüzyılla 13. yüzyıl arasında başkent olan Hattuşa, 1986 yılında kültürel varlık olarak UNESCO Dünya Mirası listesine eklenmiştir.

Hattuşa kentinin kalıntıları Çorum’un güneybatısındaki Boğazkale ilçesinde bulunmaktadır. Bölgede MÖ 3000 yılından itibaren yerleşim olduğu düşünülmektedir.

Kent, ilk kez bölgede bulunan Hattiler tarafından Hattuş adı ile kurulmuştur. Hattuş, bir şehir krallığı olan Kuşşara’nın kralı Anitta tarafından MÖ 1700’lü yıllarda ele geçirilmiştir. Yazılı kayıtlara göre Anitta ilk Hitit kralıdır. Kentin adı da Hitit egemenliğine geçtiği tarihlerde Hattuşa olarak değiştirilmiştir. Kent, daha sonra Anitta tarafından yakılmıştır. Kazılarda rastlanan karbonlaşmış bir tabaka MÖ 1700 yıllarında şehrin yakılmasının kanıtı olarak görülmektedir.

Hattuşa Hitit başkenti panoramik
Fotoğraf: China Crisis

Hattuşa, MÖ 1650-1620 yıllarında hüküm sürdüğü düşünülen Hitit krallarından I. Hattuşili tarafından yeniden kurulmuş ve Hitit uygarlığının başkenti haline getirilmiştir. I. Hattuşili, saraya getirdiği Suriyeli katiplerle Hititlerin yazılı arşivlerinin oluşturulmasını da başlatmıştır.

Anadolu’da ilk örgütlü devlet yapısını oluşturan Hititler, MÖ 1200 yıllarında yıkılmıştır. Hattuşa, Hitit krallığının dağılmasından sonra kademeli olarak terk edilmiştir.

Hatti ve Hitit

Hattiler, Hititlerden önce 1500 yıl boyunca Anadolu’da yaşamış olan bir uygarlıktır. Anadolu’nun bilinen en eski adı da Hatti Ülkesi’dir. Hatti adına İlk defa Mezopotamya yazılı kaynaklarında MÖ 2350-2150 yıllarında rastlanmıştır. Ancak Hattiler yazı kullanmadıkları için tarih öncesi bir uygarlık olarak sayılmakta ve tarihsel sürece dahil edilmemektedirler.

Hattuşa - Hitit boğa heykeli
New York Metropolitan Sanat Müzesi’de sergilenen Hitit boğa heykeli
Fotoğraf: Mark Randall Dawson

Hattiler ve Hititler birbirinden dil ve ırk bakımından tamamen ayrıdır. Ancak Hatti adı Anadolu’ya o kadar yerleşmiştir ki, Hititler bile Anadolu’ya geldiklerinde ülkelerinden Hatti Ülkesi olarak bahsetmişlerdir. Bu durum uzun yıllar boyunca Hititler ile Hattilerin aynı ırk ya da akraba ırklar olduklarının sanılmasına neden olmuştur. Hititlerin Hi Hattuşa tabletlerini ilk okuyan filologlar hep bu isme rastladıkları için, bambaşka bir dil konuşan bu yeni kavme de Hatti adını takmışlardır. Sonradan tabletler bulundukça ve deşifre edildikçe, Hititlerin Hint-Avrupalı bir kavim oldukları anlaşılmış, MÖ 2000 yıllarında Anadolu’ya göç ederek buradaki Hatti beylikleri üzerinde hakimiyet kurdukları saptanmıştır.

Günümüzde, filologlar Anadolu’ya Hattilerden sonra gelen bu yeni Hint-Avrupalı kavim için Hatti sözcüğü yerine Almanca Die Hethiter, İngilizce The Hittites, Fransızca Les Hittites deyimlerini türetmişlerdir. Türkçede ise önceleri Eti olarak adlandırılmış, sonrasında ise Hitit adı kullanılmıştır.

Kültürel açıdan bakıldığında ise, Hatti sanatının Hititler tarafından alındığını ve Hattilerin efsanelerinin Hitit kültüründe de yer aldığı görülmektedir. Bu da tarihsel süreçte yer almayan ama Anadolu topraklarında yaşamış olan Hattiler hakkında bilgi edinilmesine yardımcı olmaktadır.

Hattuşa Hitit başkenti Yeraltı tanrısı
Yeraltı Tanrısı Nergal
Fotoğraf: Klaus-Peter Simon

Bin tanrılı ülke

Hititler, tanrılarının sayısının çok olmasından dolayı “Bin tanrılı ülke” olarak da anılmaktadır. Bunun iki nedeni vardır. İlki, krallıkları içinde bulunan her şehrin ayrı bir tanrısının olmasıdır. Diğer neden ise, savaşta yenilgiye uğrattıkları ülkelerin tanrılarını kızdırıp gazaplarına uğramaktan korktukları için onları da kendi tanrıları arasına almış olmalarıdır.

Tarım ve hayvancılık

Hattuşa’nın çevresindeki zengin tarım alanları ve meralar tarım ve hayvancılık için oldukça elverişli olmuştur. Tarlalarda buğday, arpa ve mercimek ekilmiş, ayrıca keten ve koyun yünü ile giysiler üretilmiştir. Bölgedeki nehirler büyük gemiler için uygun olmadığından, Hattuşa’ya tüm ulaşımlar kara yoluyla yapılmıştır.

Arşivler ve kalıntılar

Hattuşa, kalıntılarıyla oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır. Kazılarda beş farklı kültür katmanı bulunmuştur. Bu katmanlarda Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma kalıntılar yer almaktadır. Günümüze ulaşan yapılar arasında 31 tane tapınak, kraliyet konutları ve surlar yer almaktadır.

Hattuşa Hitit başkenti surlar
Restore edilen surlar
Fotoğraf: rita1234

Hattuşa’da kazılar 1893-1894 yıllarında başlatılmıştır. 1906 yılında Alman Hugo Winckler ile İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden Thedor Makridi çivi yazısı ile yazılmış büyük bir Hitit arşivi bulmuşlardır. Bulunan kil tabletlerde resmi yazışmalar, sözleşmeler, yasal konular, kült töreni prosedürleri, tanrısal kehanetler ve eski yakın doğunun edebiyatı yer almaktadır. Kurtarılan 30.000 kil tablet Hitit edebiyatının ana yapısını oluşturmaktadır. Tabletler dışında 3000’in üzerinde “bulla” adı verilen Hitit krallarının ve memurlarının kil üzerine mühür baskısı da bulunmuştur.

Hattuşa Hitit başkenti Nişantepe Yazıtı
Nişantepe Yazıtı
Fotoğraf: rita1234

Ayrıca bölgede yer alan Nişantepe Yazıtı, Hititlere ait en uzun hiyeroglif yazıyı içermektedir. Sekiz buçuk metre uzunluğunda, 11 satırdan oluşan yazıt, düzeltilmiş kaya yüzeyine Luvi hiyeroglifiyle yazılmıştır. Hattuşa’nın bilinen son büyük kralı II.Supiluliuma’ ya ait olan yazıtın içeriği tam olarak anlaşılamamıştır.

Hattuşa ile Alacahöyük kalıntılarını kapsayan 2.634 hektarlık alan, 1988 yılında Milli Park ilan edilmiştir.

Aşağı ve yukarı şehir

Hattuşa, aşağı ve yukarı kent olarak iki bölüme ayrılır. Kuzeyde kalan aşağı şehirde MÖ 19. ve 18. yüzyıllarda Asur ticaret kolonileri yerleşmeleri görülmektedir ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmıştır. Aşağı şehirdeki en önemli kalıntı, büyük tapınaktır. Tapınak, Hititlerin en büyük tanrıları olan Teşup fırtına tanrısı ve Arinna’nın güneş tanrıçasına adanmıştır.

Hattuşa’nın güneyinde kalan yukarı şehir, bir kilometrekarelik bir alana yayılmıştır. Kalıntılar genellikle tapınaklar ve kutsal alanlara aittir. Bölge güneyden büyük bir surla çevrilidir. Kentin en yüksek noktasında bulunan Sfenksli Kapı, Yerkapı ve surun doğu ve batı ucunda karşılıklı olarak bulunan Aslanlı Kapı ile Kral Kapısı surlar üzerinde bulunan önemli kapılardandır. Sfenksli kapının altında bulunan 71 metre uzunluğunda ve 3 metre yüksekliğinde bulunan tünel Hattuşa’nın içinden geçilerek sur dışına çıkılmasını sağlamaktadır.

Yukarı şehirde bulunan tapınaklardan seramikler, silahlar, taş tabletler, aletler ve pek çok ev ve süs eşyası çıkarılmıştır.

Hattuşa Yazlıkaya Tapınağı
Büyük galeri
Fotoğraf: Klaus-Peter Simon

Yazlıkaya Tapınağı

Hattuşa antik yerleşkesinin 2 kilometre kuzeydoğusunda yer alan tapınak, Hitit döneminden kalan en önemli anıtsal eserlerden biridir. Doğal kayalar arasına yapılmış bir açık hava tapınağı olan kompleks, Hitit tanrı ve krallarını resmeden rölyeflerle bezenmiştir.

Tapınak, büyük galeri ve küçük galeri olarak isimlendirilmiş iki kaya odadan oluşmaktadır. Büyük galeriyi çevreleyen kayaların yüzeylerinde 63 tanrı figürü yer almaktadır. Figürlerden batı tarafında olanlar tanrıları, doğudakiler ise tanrıçaları resmetmektedir. Bu iki sıranın ortada birleştiği noktada Hitit dininin baş tanrıları olan Fırtına Tanrısı ve Güneş Tanrıçası Teşup ve Hepat gösterilmiştir. Tanrı ve tanrıça kabartmalarının çoğunun yanına isimleri Luvi hiyeroglifi ile işlenmiştir. Büyük galerinin, tahta çıkış törenleri için kullanıldığı öne sürüldüğü gibi dini ritüel alanı olabileceği de iddia edilmektedir.

Kabartmaların bulunduğu küçük galerinin girişinde ise, kanatlı ve aslan kafalı iki mitolojik figür yer almaktadır. Galeride ayrıca Hitit kralı IV. Tuthaliya’nın iki kabartması da bulunmaktadır. Galerideki diğer kabartmalarda 12 tanrı ile Yeraltı Kılıç Tanrısı Nergal canlandırılmıştır. Küçük Galeri için genel kanı, IV. Tuthaliya’nın ölümünden sonra bir mozole veya ona adanmış bir abide olarak yapılmış olabileceği yönündedir.

Yazılıkaya’daki kazılar yapının çeşitli aşamalardan geçerek zaman içinde değişime uğradığını göstermektedir. Eski Hitit krallığı döneminde bir duvarla kapatıldığı, bina kompleksinin ise son halini MÖ 13. yüzyılda galerilerdeki kabartmaların tamamlanmasıyla birlikte aldığı düşünülmektedir.

Hattuşa Hitit başkenti Kadeş Antlaşması
Fotoğraf: Iocanus

Kadeş Antlaşması

Kadeş Antlaşması, yakın doğuda imzalanmış ilk antlaşmadır. MÖ 13. yüzyılın başında, Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında imzalanmış olan antlaşma, Kadeş Savaşı’nı sonlandırarak Suriye topraklarının paylaşılmasını içeren bir barış antlaşmasıdır. Antlaşmanın Hititlerde kalan kil tabletten kopyası Hattuşa’da yapılan kazılar sonucu 1906 yılında bulunmuştur.

Tablet, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte, bir kopyası da bilinen en eski uluslararası barış antlaşmalarının bir örneği olarak New York’taki Birleşmiş Milletler’de bulunmaktadır.

Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUMUNUZ

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın