İstanbul’un Tarihi Alanları

YORUM YAZIN 0
490
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

İstanbul, kültürlerin, dinlerin, toplulukların hatta kıtaların birleştiği çok özel bir kent. MÖ 7. yüzyılda kurulan bu olağanüstü güzellikteki şehir, üç büyük imparatorluğa, Roma İmparatorluğu’na, Doğu Roma İmparatorluğu’na ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmıştır.

İstanbul Taihi Yarımada'nın görünümü
Fotoğraf: Moyan Brenn

İstanbul’un, “Tarihi Yarımada” olarak adlandırılan kuzeyde Haliç, doğuda İstanbul Boğazı ve güneyde Marmara Denizi ile çevrili bölümü ‘İstanbul’un Tarihi Alanları’ olarak 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne eklenmiştir.

UNESCO tarafından İstanbul’da koruma altına alınan varlıklarımızın dağılımı dört bölgeyi kapsamaktadır:
Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı
Süleymaniye Koruma Alanı
Zeyrek Koruma Alanı
İstanbul Kara Surları Koruma Alanı

SULTANAHMET KENTSEL ARKEOLOJİK SİT ALANI
Topkapı Sarayı, Ayasofya, Hipodrom, Aya İrini ve Küçük Ayasofya Camisi’ni içine alan bölgedir.

Topkapı Sarayı: Osmanlı İmparatorluğu’nun 624 yıllık uzun tarihinin 380 yılı boyunca, padişahlarının yaşadığı ve imparatorluğun yönetildiği en önemli saraylardandır.

Topkapı Sarayı
Fotoğraf: Nikos Roussos

Fatih Sultan Mehmed tarafından 1465 yılında inşası başlatılan ve 1478 yılında yapımı biten Topkapı Sarayı, kullanıldığı dönemde 4.000 civarında insana ev sahipliği yapmıştır. Kuruluşunda yaklaşık 70.000 metrekare alana sahip olan saray, zamanla yapılan eklentilerle 80.000 metrekareye ulaşmıştır.

Topkapı Sarayı kapısı
Fotoğraf: Jerome Bon

Onyedinci yüzyıldan sonra padişahların Boğaz’daki yeni saraylarında daha fazla vakit geçirmeyi tercih etmeleri ve 1856’da Sultan Abdül Mecid’in, Osmanlı’nın ilk Avrupa tarzı sarayı olarak inşa edilen Dolmabahçe Sarayı’na taşınmaya karar vermesi sonucu eski önemini kaybetmiştir. Ancak kutsal emanetler, hazine ve darphanenin Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmesine devam edilmiştir.

Topkapı Sarayı, 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun sona ermesinin ardından, 3 Nisan 1924 tarihli hükümet kararnamesiyle imparatorluk döneminin müzesine dönüştürülmüş ve 9 Ekim 1924 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır.

Topkapı Sarayı iç avlu
Fotoğraf: Davis Doherty

İçinde yüzlerce odanın bulunduğu saray kompleksi, dört ana avludan ve birçok küçük binadan oluşmaktadır. Bütün kompleks yüksek duvarlarla çevrilidir. Güney ve batı tarafları, günümüzde Gülhane Parkı olan imparatorluk parkıyla sınırlanmıştır. Marmara Denizi, güney ve doğu tarafındaki saray bileşimini çevrelemektedir. Saray, uzun bir kıyı şeridini de içine almıştır. Kıyıya küçük yazlık kasırlar, köşkler, camiler, hastane gibi yapılar inşa edilmiştir. Ancak zamanla, şehirleşme nedeniyle bu alan küçülmüş ve son sahil yapısı olarak 1592’de Sultan III. Murad tarafından yaptırılan Sepetçi Köşk’ü kalmıştır.

Topkapı Sarayı'nın içi
Fotoğraf: Stefano

Sarayda, Osmanlı mimarisine ve sanatına ait porselenler, elbiseler, silahlar, kalkanlar, zırhlar, Osmanlı minyatürleri, İslami kaligrafik el yazmaları ve duvar resimleri ile Osmanlı hazinesinin ve mücevherlerinin sergilendiği büyük koleksiyonlar bulunmaktadır.

Ayasofya: Ayasofya, günümüzde müze olarak kullanılan bir Rum Ortodoks Hıristiyan kilisesidir.

Ayasofya genel görünüm
Fotoğraf: Dennis Jarvis
Ayasofya Müzesi iç kubbesi
Fotoğraf: Schezar

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından 532-537 yılları arasında inşa ettirilmiştir. 1204 ve 1261 yılları arasında Dördüncü Haçlılar tarafından katolik katedraline dönüştürülerek Doğu Ortodoks Katedrali görevini üstlenmiştir. 1453 yılında İstanbul’un alınışı ile Fatih Sultan Mehmed tarafından camiye dönüştürülen Ayasofya, 1 Şubat 1935 tarihinde ise müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Özellikle kütleli kubbesi ile ünlü olan yapı, Bizans mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Ayasofya, 1520 yılında Sevilla Katedrali tamamlanıncaya kadar, yaklaşık bin yıl dünyanın en büyük katedrali olarak kalmıştır.

Hipodrom: Günümüzde “Sultan Ahmet Meydanı” veya “At Meydanı” olarak adlandırılan alandır.

Hipodrom'un yer almış olduğu alandan bir görünüm
Günümüzde hipodrom

Hipodrom, 203 yılında Bizans İmparatoru Septimius Severus tarafından sportif ve sosyal merkez olarak yaptırılmıştır. 324 yılında ise Konstantin tarafından yenilenerek genişletilmiştir. Orijinal yapıdan bugüne sadece birkaç kalıntı hayatta kalabilmiştir. Hipodromu’nun yaklaşık 450 metre uzunluğunda, 130 metre genişliğinde ve 100 bin seyirci kapasitesine sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Aya İrini: Topkapı Sarayı’nı çevreleyen surlar içinde yer alan Aya İrini, bir Yunan Ortodoks kilisesi olarak 4. yüzyılda I. Konstantin tarafından yaptırılmıştır. 8. yüzyılda büyük bir depremle zarar gören yapı, İmparator V. Konstantin’in isteğiyle onarılmış ve iç kısmı mozaik ve fresklerle süslenmiştir.

Aya İrini panoramik görünümü
Fotoğraf: Robert Cutts

Kilise, 100 metre x 32 metre boyutlarındadır. Köşe ve sütunlarla bölünmüş tipik bir Roma bazilikası görünümüne sahiptir. Ana alan, giriş, galeriler ve bir avludan oluşur. Kubbe, 15 metre genişliğinde ve 35 metre yüksekliğindedir ve yirmi pencerelidir.

Aya İrini, İstanbul’da yer alan camiye dönüştürülmemiş en büyük Bizans kilisesidir. Önce iç cephane, sonra da silah ambarı olarak kullanılmış, bugün ise müze ve konser salonu olarak faaliyet göstermektedir.

Küçük Ayasofya Camisi: Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından İstanbul’daki Azizler Sergius’a ve Bacchus’a ithaf edilerek 536 tarihinde yaptırılan Bizans eseri bir ortodoks kilisesidir. Kilise, 1497’de yılında 2. Beyazıt zamanında camiye dönüştürülmüştür.

Küçük Ayasofya Camisi
Fotoğraf: Victoria Andrievska

Sekiz büyük ayak ile taşınan on altı bölmeli şemsiye kubbeye sahip olan yapının dış duvarında o dönemin olağan tekniği benimsenerek taş, tuğla ve harç kullanılmıştır. Duvarlar, küçük taş bloklardan yapılmış, zincirlerle takviye edilmiştir. Binanın önünde küçük bir bahçe, abdestler için bir çeşme ve Osmanlı döneminde eklenen birkaç küçük dükkan ve bir revak yer almaktadır.

SÜLEYMANİYE KORUMA ALANI
Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan bölgedir.

Süleymaniya Camisi genel görünüm
Fotoğraf: Jean-Pierre Bazard

Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Süleymaniye Camisi, Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Süleymaniye Külliyesi’nin bir parçası olarak inşa edilen caminin yapımına 1550 yılında başlanmış, 1557 yılında bitirilmiştir. Şehrin ikinci büyük külliyesi olan Süleymaniye’nin Galata ile Pera’dan görkemli bir şekilde görülebilmesi için, Mimar Sinan caminin temellerini Haliç yamaçlarına atmış ve zemini kuvvetlendirmek için istinat duvarları ile camiyi çevrelemiştir.

Süleymaniye Camisi Muvakkithane
Muvakkithane kapısı
Fotoğraf: PlanetKorriban

Cami, Osmanlı mimarisinin en önemli eserleri arasında yer almaktadır. İstanbul’daki diğer imparatorluk camilerinde olduğu gibi batı cephesinde anıtsal bir avlu vardır. Mermer, granit ve porfir sütunların bulunduğu avlunun dört köşesinde birer minare bulunmaktadır. Minare sayısının dört olmasının nedeni, Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah olmasıdır. Minarelerde bulunan toplam on şerefe ise Kanuni’nin 10. Osmanlı sultanı olduğunu göstermektedir. Cami avlusunun ortasında ise 28 revak ile çevrelenmiş dikdörtgen şeklinde bir şadırvan bulunmaktadır.

Süleymaniye Camisi iç kubbe
Fotoğraf: Ggia

Dört fil ayağı üzerine oturan ana kubbe 53 metre yüksekliğindedir ve 27,5 metre çapındadır. Kubbe, Ayasofya’da olduğu gibi iki yarım kubbe ile desteklenmektedir

Caminin iç kısmı 59 metre uzunluğunda ve 58 metre genişliğinde oldukça geniş bir alana sahiptir. Az miktarda İznik çinilerinin kullanıldığı iç dekorasyon oldukça sadedir. Beyaz mermer olan mihrap da sade bir tasarıma sahiptir ve ahşap işçiliği, fildişi ile süslenmiştir.

Ana caminin arkasındaki bahçede Kanuni Sultan Süleyman’ın ve eşi Hürrem Sultan’ın bulunduğu bir hazire yer almaktadır. Cami duvarlarının hemen dışında ise, Mimar Sinan’ın mezarı bulunmaktadır.

Süleymaniye Camisi hem kente, hem de dini ve kültürel ihtiyaçlara cevap verebilecek kompleks bir külliye olarak tasarlanmıştır.

Süleymaniye Camisi içerden güzel bir görünüm
Fotoğraf: Xiquinhosilva

Külliyede cami dışında, darüşşifa, hamam, kervansaray, dört medrese, hadis öğrenimi için uzmanlaşmış bir okul, tıp fakültesi ve bir imarethane bulunmaktadır. Bu yapıların birçoğu günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

ZEYREK KORUMA ALANI
Zeyrek Camisi ve çevresindeki sokakları içine alan bölgedir.

Zeyrek Camisi veya Pantokrator Manastırı, üç ortodoks kilisesinden oluşan önemli bir yapıdır. Ayasofya’nın ardından Bizanslılar tarafından inşa edilen en büyük ikinci dini yapıdır.

Zeyrek Camisi genel görünüm
Fotoğraf: David Benito

Fatih’te bulunan Zeyrek Camisi, 1124 yılında Bizans İmparatoru İoannes Komnenos’un eşi Eirene Komnena tarafından Pantokrator İsa’ya adanarak bir manastır, bir kütüphane ve bir hastane olarak yaptırılmıştır. Manastır, bir bütün olarak Bizans orta çağ dönemi mimarisinin en tipik örneğini temsil etmektedir.

Bizans mimarisine özgü gömme tuğla tekniği ile inşa edilen manastır, kuzey, güney ve doğu kiliseleri olarak yan yana üç kiliseden oluşmaktadır. Güney kilisesi bu üç kilise içinde en büyüğüdür. Kilisenin iç dekorasyonu çok zengindir ancak mermer parçalarının dışında günümüze pek bir şey kalmamıştır.

Zeyrek Camisi uzaktan görünüm
Fotoğraf: A. Fabbretti

Manastır, İstanbul’un fethinden sonra medreseye dönüştürülmüştür. Medresede, ders veren öğretmenlerden olan “zeyrek” lakaplı Molla Mehmet Efendi’den dolayı hem yapı hem de semt Zeyrek olarak adlandırılmıştır.

Medrese, Fatih Külliyesi’nin inşasından sonra cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı dönemi boyunca onarımlarla yaşatılan yapının ana karakteri özenle korunmuş; camideki minber, Bizans döneminin özellikleri ile yapılarak Bizans ve Osmanlı kültürü harmanlanmıştır.

Caminin bulunduğu çevrede yer alan Çukur Çeşme, semt içinde çok az olan doğal su kaynaklarından faydalanmak ve suyun debisini arttırmak için zeminden 5 metre aşağıda inşa edilmiştir ve merdivenlerden inilerek ulaşılmaktadır. Semtteki önemli yapılardan bir diğeri de Barbaros Hayreddin Paşa’nın Mimar Sinan’a yaptırdığı Çinili Hamam’dır. Mimar Sinan’ın inşa ettiği hamamlar arasında en büyük boyutlara sahip olan hamamda kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler bulunmaktadır.

Pek çok yatırın bulunduğu semt, Osmanlı evlerinin yapısı, yaşam şekli ve mimarisi açısından önemli örnek ve kaynaklar içermektedir. İstanbul’da saptanan en eski evlerden biri de semtte bulunmaktadır.

Bölge, UNESCO’nun nesli tükenmekte olan anıtların izleme listesine eklenmiş ve restorasyonu kapsamlı olarak gerçekleştirilmiştir.

İSTANBUL KARA SURLARI KORUMA ALANI
İstanbul’un kurulduğu tarihi yarımadayı batıda kara yönünde sınırlayan, güneyde Marmara Denizi’nden başlayıp kuzeyde Haliç’e kadar uzanan surları ve yakın çevresini içine alan bölgedir.

İstanbul’u çevreleyen ve koruyan, taş duvarlardan oluşan kara surları, tarihi ve mimari açıdan oldukça büyük bir öneme sahiptir. Surlar Avrupa’da günümüze dek ayakta kalan en uzun ve en eski savunma duvarlarıdır.

İstanbul'un kara surlarıTarihi ​​boyunca çok sayıda ekleme ve değişiklik yapılan surların yapımı ilk olarak 4. yüzyılda Büyük Konstantin tarafından başlatılmıştır. Kentin idari merkez haline gelip büyümesiyle surlar yetersiz kalmış, 408 yılında İmparator II. Theodosius tarafından yeni yerleşimleri de içine alacak şekilde batıya doğru uzatılmış, genişletilmiş ve son halini almıştır.

Kara surları 7,5 kilometre uzunluğundadır ve İstanbul surlarının günümüze kadar devamlılığını en fazla korumuş olan bölümünü oluşturmaktadır. Surlar, hendek, ana sur ve ön sur olarak üç bölümden oluşan bir savunma sistemi oluşturmaktadır. Yapımında kefeki taşı ve tuğla kullanılmıştır. Toplam eni 70 metre olan surlara bitişik olarak inşa edilmiş ve her biri 25 metre yüksekliğinde olan 96 adet burç bulunmaktadır.

İstanbul'un Kara Surlarında yer alan bir kapı
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’a girdiği kapı Fotoğraf: Johann H. Addicks

Surlarda bulunan görkemli kapılar, kente ilk kez gelenlere devletin gücünü gösteren anıtlar olarak yapılmıştır. Bunlardan Yedikule Kapısı, Belgrad Kapısı, Silivri Kapı, Mevlana Kapı, Topkapı, Sulukule Kapı, Edirnekapı ve Eğrikapı günümüzde de kullanılmaktadır. Tarihi eserlerden biri olan Yedikule Zindanları da bu surlar üzerindedir.

Surlar, Bizans ve Osmanlı tarihi boyunca, başta kapılar olmak üzere birçok kez onarılmış ve bazı bölümleri yeniden inşa edilerek büyük bir oranda korunmuştur. 1980’lerden bu yana ise büyük ölçekli bir restorasyon programı devam etmektedir.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın