Pamukkale – Hierapolis

YORUM YAZIN 0
133
Pamukklae-Hierapolis, panoramik
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Hierapolis, kalsiyum oksitli yeraltı sularının birikimiyle oluşan beyaz traverten terasları, Helen ve Roma dönemlerine ait arkeolojik kalıntıları ile doğa ve medeniyetin birleştiği olağanüstü bir antik şehirdir. Pluto, Kybele, Apollon ve Dionysos gibi tanrıların mekanı olarak da tarihe geçmiş olan efsanevi şehir, Denizli’ye 17 kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Bölge, hem doğal hem de kültürel varlık olarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak korunma altına alınmıştır.

Pamukklae-Hierapolis, teraslar
Fotoğraf: Antoine Taveneaux

Kalsiyum oksitli suların şekillendirdiği pamuk görünümlü travertenler ve geç Helenistik ile erken Hıristiyanlık dönemlerine ait kalıntılar içeren Hierapolis, antik çağlardan günümüze ulaşan en görkemli merkezlerden biridir.

Hierapolis, MÖ 2. yüzyılda, Bergama (Pergamon) Krallığı’nı kuran ve yöneten Attalos Hanedanlığı’ndan II. Eumenes tarafından bir kaplıca şehri olarak kuruldu. Ancak, daha önceleri MÖ 3. yüzyılın ilk yarısında aynı yere Frigler tarafından bir tapınak inşa edildiği, tapınağın bir Frigya kenti olan Laodicea halkı tarafından kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Amazonlar kraliçesi mi, kutsal şehir mi

Kentin ismini Yunan mitolojisinde Bergama kentinin efsanevi kurucusu Telephus’un karısı olan Hiera’dan aldığı sanılmaktadır. Amazonlar kraliçesi olarak bilinen Hiera, Truva Savaşı sırasında Yunan savaşçı Nireus tarafından öldürülür.

Pamukklae-Hierapolis, antik tiyatro genel
Fotoğraf: Ming-yen Hsu

Hiera’nın, Bergama’daki sunağın (Bergama Altarı) iç kısmındaki frizde bir tasviri yer almaktadır. Bu tasvir, kentin isminin Kraliçe Hiera’dan geldiği konusundaki savları güçlendirse de, Hierapolis sözcüğü Yunanca’da “kutsal şehir” anlamına da gelmektedir. Bizanslı coğrafyacı Stephanus’a göre kentte çok sayıda tapınak bulunması ve erken Hristiyanlığın merkezi olarak da ünlenmesi kentin “kutsal şehir” olarak adlandırılmasının nedenidir.

Depremlerle Helen’den Roma’ya

Hierapolis, Bergama Krallığı’nın son kralı olan III. Attalus’un ölümüyle, MÖ 133 yılında Roma İmparatorluğu’na geçerek imparatorluğun Asya eyaletinin bir parçası olmuştur.

Bergamalılar sırasında Helenistik kentleşmenin kendine özgü dokusunu taşıyan şehir, MS 17 yılında imparator Tiberius’un yönetimi sırasında büyük bir deprem geçirmiş, hasara uğrayan yapılar Roma mimarisi ile yenilenmiştir.

Pamukklae-Hierapolis, Helenistik mimariden sonra Roma mimarisi egemen olmuştur
Fotoğraf: Ming-yen Hsu

Deprem kuşağı üzerinde bulunan kent, ikinci ve daha büyük depremi MS 60 yılında Neron döneminde yaşamıştır. Kent, depremden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı depremlerden sonraki bu yenilemeler kente Helenistik niteliğini kaybettirmiş, Roma mimarisini egemen hale getirmiş, böylece Heriapolis tipik bir Roma kenti görünümünü almıştır.

Pamukklae-Hierapolis, hem şifa hem de dini merkez olmuştur
Fotoğraf: Carole Raddato

Büyük deprem sonrası, 1. ve 2. yüzyıllarda, Hierapolis altın çağını yaşamaya başlar. Kaplıcalardan faydalanmak için binlerce kişi kente akın eder. Şehir, yeni hamam ve kaplıcalarla donatılır. Sadece ticarette değil, sanat ve felsefe alanında da döneminin ve bölgesinin en önemli kentlerinden biri konumuna gelir.

Psikoposluk merkezi

Hierapolis, MS 395 yılında Bizans yönetimine geçmiştir. Kent, gelişmeye devam eder ama şifadan çok, dini bir merkez haline gelir. Bunun en önemli nedeni, MS 80 yıllarında, Hristiyanlığın elçisi ve İsa’nın 12 havarisinden biri olan Apostle Philip’in kentte öldürülmesi olmuştur.

Pamukklae-Hierapolis, arkeolojik kalıntılar
Fotoğraf: Edal Anton Lefterov

Kente, 4. ve 6. yüzyıllar arasında katedral, vaftizhane ve kilise gibi erken Hristiyan mimarisinin örneklerinin sergilendiği pek çok dini yapı eklenir. Roma hamamları bazilikaya dönüştürülür. Kent piskoposluk merkezi olur. Bizans imparatoru Justinian, 531 yılında Hierapolis piskoposluğunu metropolitere yükseltir. Artık kentte başpiskopos bulunmaya başlar ve Hierapolis Hristiyanlık için giderek daha da önem kazanır.

Hireapolis, 7. yüzyılın başlarında Pers orduları tarafından istila edilerek yakılıp yıkılır. Ardından bir deprem daha yaşar. Kent, 12. yüzyılda Konya Selçuklu Sultanı tarafından kontrol altına alınsa da haçlı seferleri sırasında yeni yıkımlar yaşar ve terk edilir.

Selçuklular 13. yüzyılda bir kale inşa ederek kenti yeniden yerleşime açtılar. Yeni yerleşim de 14. yüzyılın sonlarında terk edilir.

Kazılar ve kalıntılar

Hierapolis’te kazılar ilk olarak 1887 yılında Alman arkeolog Carl Humann tarafından başlatıldı. Carl Humann, 1889 tarihinde kazı notlarını “Altertümer von Hierapolis” adlı kitabında yayımladı. Ancak, yapılan kazılar antik kenti tam olarak ortaya çıkaracak türden olmamıştı.

Pamukklae-Hierapolis, mezar kalıntıları
Fotoğraf: Sam Greenhalgh

Kaplıcaların kireç taşı oluşumları 20. yüzyılda yeniden ün kazandı. Pamukkale turistik bir cazibe merkezi haline geldi. Antik kent gezginler tarafından keşfedildi ancak inşa edilen oteller kalıntıların bir kısmının tahrip edilmesine neden oldu.

1957 yılında İtalyan arkeolog Paolo Verzone tarafından yeniden başlatılan kazılar daha detaylı ve ciddi olarak yapıldı ve restorasyon çalışmaları ile birlikte 2008 yılına dek sürdü. Ana cadde boyunca yer alan geniş sütunlar yeniden inşa edildi. 11. yüzyıla ait bir avlu evi de dahil olmak üzere, Bizans döneminden kalma bir çok ev ortaya çıkarıldı.

Kazılarda bulunan pek çok heykel ve friz Londra, Berlin ve Roma’daki müzelere taşındı. Diğer eserler ise Hierapolis Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. Kazıların önemli bir sonucu da traverten havuzlarının oluşmasına neden olan termal suların kaynağının gün ışığına çıkartılması oldu.

Ana cadde ve kapılar

Hierapolis, ana caddeyi paralel ve dikey olarak kesen sokaklara sahip bir düzenle inşa edilmiştir. Frontinus isimli ana cadde, kuzeyden güneye doğru kenti ikiye bölmektedir. Yaklaşık 1.500 metre uzunluğunda ve 13.5 metre genişliğinde olan cadde üzerinde sütunlu sundurmalar, dükkanlar, depolar, evler ve kamu binaları bulunmaktadır. Caddenin her iki ucunda, büyük taş bloklardan yapılmış ve kulelerle çevrilmiş büyük kapılar yer almaktadır.

Pamukklae-Hierapolis, Frontinus caddesi
Frontinus Caddesi

Roma Dönemi’nde kentin anıtsal giriş kapısını oluşturan Frontinus Kapısı, kare traverten bloklardan yapılmıştır ve yuvarlak planlı iki kule ile çevrelenmiştir. Üç kemerden oluşan girişi, zarif ve basit bir korniş ile süslenmiştir. MS 82-83 yılları arasında yapılmış olan kapının iki adı vardır. Roma senatörü ve general Sextus Julius Frontinus tarafından yaptırılmış olduğu için Frontinus olarak bilinmekle birlikte, kapının frizinde bulunan İmparator Domitian’a ithaf edilmiş bir yazıttan dolayı Domitian Kapısı olarak da adlandırılır.

Pamukklae-Hierapolis, Frontinus Kapısı
Frontinus Kapısı Fotoğraf: Carlos Delgado
Pamukklae-Hierapolis, konsol
Fotoğraf: basin.kulturturizm.gov.tr

Bu kapının dışında kentte üç kapı daha yer almaktadır. Güney Roma Kapısı, Kuzey Bizans Kapısı ve Güney Bizans Kapısı.

Bunlardan Kuzey Bizans Kapısı, Bizans Dönemi’nde kentin ana girişi olarak kullanılmıştır. MS 6. yüzyılda Theodosius döneminde inşa edilen kapı, sur duvarının bir parçasını oluşturur. Kapı, iki kare kule ile çevrelenmiştir ve önünde kenti kötülüklerden korumak için yapılmış aslan başlı, panter başlı ve Yunan mitolojisinde dişi bir canavar olan Gorgon başlı dört büyük mermer konsol bulunmaktadır.

Pamukklae-Hierapolis, Nekropol
Fotoğraf: basin.kulturturizm.gov.tr

Nekropol

Nekropol, arkeolojik şehirlerde mezarlıkların ve toplu mezar yerlerinin bulunduğu bölgeye verilen isimdir. Hierapolis’de de birçok mezar anıtı bulunmaktadır. Sayıları yaklaşık 1.200 tanedir.

Nekropol, kentin kuzeyinden doğu ve güney kesimlerine kadar uzanmaktadır. Mezarların çoğu kazılmıştır ve Türkiye’deki antik kentler içinde en iyi korunmuş olanlardan biridir. Ortaya çıkarılan mezarların en eskileri Helenistik Dönem’e aittir ve hemen hepsi tümülüs mezarlardır. Diğer mezarlar ise Roma ve Bizans döneminde yapılmıştır.

Mezarlar, halkın geleneklerine ve sosyo-ekonomik durumlarına göre farklı mimari özellikler göstermektedir. Zengin ailelere ait mezarlar genelde duvarlarla çevrilidir ve büyük bahçelere sahiptir. Hatta bazıları anıtsal ve küçük tapınakları andırmaktadır. Fakir ve sıradan halka ait olanların büyük çoğunluğu kayaya oyulmuş lahitler şeklindedir. Hemen hepsinin çift eğimli çatıları vardır ve ölen kişi hakkında bilgiler içeren yazılar ve kabartmalar ile süslenmiştir.

Antik tiyatro

Tiyatronun MS 60 yılındaki depremden sonra Hadrian döneminde inşa edildiği sanılmaktadır. Cephe uzunluğu 91 metre olan, 10 bin kişilik tiyatroda seyircilerin oturmaları için sekiz set merdiven ve yedi kısma bölünmüş elli sıra koltuk yer almaktadır. Seyircilerin ortasındaki alanda imparatorluk locası ve orkestra için yaklaşık 2 metre yüksekliğinde bir duvar bulunmaktadır.

Pamukklae-Hierapolis, antik tiyatro
Fotoğraf: Carole Raddato

3. yüzyılın başında Severus’un hükümdarlığı sırasında, tiyatro daha anıtsal olarak düzenlenmiş ve iki ihtişamlı giriş binası ile çevrelenmiştir. Mitolojik konuları işleyen heykel rölyefleri yerleştirilmiş, kireç taşı koltuklar mermerle değiştirilmiş ve orkestranın üzerinde durduğu podyum yeniden inşa edilmiştir.

Tiyatro, 2004 ile 2014 yılları arasında önemli restorasyonlar geçirmiştir.

Apollon Tapınağı ve Plutonion

Plutonion, jeolojik etkinliğinden dolayı içinde karbondioksit gazı bulunan bir mağaradır. Roma mitolojisinde yeraltı tanrısı olan Pluton’a adanmış olan mağaranın içine bırakılan kuşlar gazdan zehirlenerek ölmekteydiler. Bu nedenle mağaranın giriş kapısına “Cehennem Kapısı” veya “Ölüler Ülkesine Geçiş Kapısı” denilmekteydi. Kasabanın ilk yıllarında, Kybele rahipleri, mağarada oluşan oksijen ceplerine girerek ve nefeslerini tutarak Plutonion’un içine inmiş ve ilahi korumaya sahip olduklarını söyleyerek halkı etkilemişlerdir.

Hristiyanlık zamanlarında Plutonion’a giriş kapatılmıştır. Mağaranın girişi 2013 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Pamukklae-Hierapolis, Apollaon Tapınağı
Fotoğraf: denizli.org

İlk Apollon Tapınağı, geç Helenistik dönemde şehrin ana tanrısı Apollon için Plutonion üzerine inşa edilmiştir. Efsaneye göre, Apollon ile bölgenin ana tanrıçası Kybele mağarada buluşmuşlardır. Apollon Kutsal Alanı içinde bulunan dorik tarzında yapılmış olan tapınak depremlerde yıkılmış; 3. yüzyılda Roma tarzında yeniden inşa edilmiştir. Apollon Tapınağı, bir muhafaza duvarı (temenos) ile çevrilidir ve 70 metre uzunluğundadır. Girişinde bulunan merdiven mermer levhalar ile kaplıdır. Cephesinde bulunan iki sütundan birinde Apollon kehanetine ait bir yazı bulunmaktadır.

Hamamlar

Hierapolis’te temizliğe büyük önem verilmiştir. Yolcuların şehre girdiklerinde temiz olmaları için kentin giriş ve çıkışlarına hamamlar inşa etmişlerdir. Kentte üç hamam bulunmaktadır.Hamamlar içinde günümüze dek en iyi korunanı “Hamam Kilise” olmuştur. Hamam olarak inşa edilen yapı, erken Hıristiyanlık döneminde kiliseye dönüştürülmüştür.Diğer hamam, Bizans Hamamı’dır. Ne yazık ki, VII. yüzyılda meydana gelen büyük depremde yıkılmıştır. Hierapolis antik kentinin en büyük binalarından biri olan Roma Hamamı ise 1982 yılından beri Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Pamukkale-Hierapolis, Roma Hamamı
Müze olarak kullanılan Roma Hamamı
Fotoğraf: pamukkale.gov.tr

Hamamlar dev taş bloklarla inşa edilmiştir ve birbirine bağlı çeşitli açık ve kapalı bölümlerden oluşmaktadır. İç bölümde, banyo, kütüphane ve spor salonu gibi alanlar yer almaktadır.

Pamukklae-Hierapolis, termal havuzlar
Fotoğraf: José Luiz Bernardes Ribeiro

Koruma

Hierapolis-Pamukkale, yasal olarak ulusal koruma mevzuatı ile korunmaktadır.

Mülkiyeti yönetme ve koruma sorumluluğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İl Özel İdaresi ve çeşitli devlet kurumları tarafından paylaşılmaktadır.

Bölge, Antikalar ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararı ile 1980 yılında birinci derece doğal ve arkeolojik alan olarak tescil edilmiştir. 1990’da, yaklaşık 66 kilometrelik bir alan Bakanlar Kurulu kararı ile “özel korunan alan” olarak kaydedilmiştir.

Turistik tesisler korunan alanın kenarı ile sınırlandırılmıştır. Su akışını sürdürmek ve traverten teraslarının rengini ve yapısını korumak için ziyaretçilerin bu teraslara erişimi yasaklanmış; sıcak kaynaklarından faydalanabilecekleri alanlar kurulmuştur.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın