Permakültür, doğa ile bütünleşme

YORUM YAZIN 0
992
Permakültür, doğayla bütünleşme
İllüstrasyon: Arte Moris
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Permakültür, doğa ile bütünlük ve uyum içinde, onun bir parçası olarak yaşama felsefesini benimsemiş birey ve toplulukların uyguluyor oldukları bir sistem. Doğal ekosistemleri örnekleyen ve tüm canlıların yararını gözeten sistem, sürdürülebilir insan yerleşimlerini kurgulayabilmeyi sağlayan bütünsel ve ekolojik bir tasarım anlayışı sunuyor.

Permakültür tasarımı yapılmış bir alan
Fotoğraf: theeducators.co

Permakültür, doğayı birbirini etkileyen bir bütün olarak ele alıyor. Doğanın yaşamsal ve evrimsel sürecine saygı duyan ve daha da önemlisi doğaya aykırı davranmaktansa, ona uyum gösteren, destekleyen, kolaylaştıran, izin veren bir sistem ve yaratım süreci tasarlıyor. Tasarımın ana amacını, bitki, hayvan ve insanları üretim amaçlı bir araya getirmek oluşturuyor. Ulaşılmak istenen nokta ise, bakımı kolay, sürdürülebilir ve kendi kendine yeten bir düzeni “mümkün olan en küçük alanda” oluşturmak. Böylece insan ve diğer canlılar birbirine aykırı olmayan sürdürülebilir bir sistemin içinde yer alıyorlar.

Sistem, doğadaki örneklerden ilham alıyor ve doğada yer alan tüm kalıp ve ilişkileri taklit ediyor. Tarımdan ekolojik yapıya, teknolojiden eğitime ve ekonomiye kadar insan yerleşiminin ve yaşamının her alanına uygulanabiliyor.

Permakültür, Bill Mollison - David Holmgren
Bill Mollison ve David Holmgren Fotoğraf: permacultureprinciples.com

Bill Mollison ve David Holmgren

Permakültür kavramı Avustralyalı iki doğa bilimci Bill Mollison ve David Holmgren tarafından oluşturuldu. İkili, 1960’lı yılların sonlarında uygulanan endüstriyel ve tarımsal yöntemlerin yenilenemez kaynaklara büyük oranda bağımlı olduğunu saptadılar. Bu durumun toprak ve suyun zehirlenerek biyolojik çeşitliliği azalttığını, toprak verimliliğine zarar verdiğini gördüler ve sürdürülebilir tarım sistemleri hakkında fikirler geliştirmeye başladılar. Permakültür bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Kavram, ilk olarak 1978 yılında Bill Mollison tarafından yazılan “Permakültüre Giriş” kitabının yayınlanmasıyla kamuoyuna açıklandı. Mollison daha sonra yazdığı ayrıntılı kitaplarla permakültür kavramını daha da genişletti, konu hakkında eğitimler verdi ve yüzlerce permakültür alanı tasarladı.

1980’lerin başında, kavram, tarımsal sistem tasarımından sürdürülebilir insan yerleşimlerine doğru genişlemeye başladı. Sistem, ilk olarak Asya ve Orta Amerika’da yaygınlaştı. Günümüzde ise pek çok ülkede bireysel ve toplumsal alanlarda etkin olarak uygulanan bir sistem haline geldi.

Permakültür, etik ilkelerPermakültürün etik ilkeleri

Permakültür ilkeleri çiftliklerde, evlerde, kentsel yerleşimlerde uygulanabiliyor. Sürdürülebilir bir sistemde, ürün yetiştirilen ekolojik alanlar oluşturularak atıklar kaynak şekline dönüştürülüyor ve verim en üst düzeye çıkartılıyor.

Permakültür tasarımında Bill Mollison’un tarafından belirlenen üç etik ilke yer alıyor.
Yeryüzüne özen gösterme: Var olan tüm yaşam sistemlerinin, bütün varlıkların devamı ve çoğalması için gerekli koşulları sağlamak.
İnsanlara özen gösterme: İnsanların gıda, barınak, eğitim, iş ve insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde var olmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlamak.
Nüfus ve tüketime sınır getirme: Bu ilkeye adil paylaşım da demek mümkün. İhtiyaç duyulan kadar üretmek, gereksiz tüketmemek.

Doğal bina 

Doğal bir binanın temel felsefesinde, konfor, sağlık veya estetikten ödün vermeden çevresel etkilerin azaltılması bulunuyor. Bina, öncelikle dünyada bol miktarda bulunan kil, kaya, kum, saman, ahşap gibi doğal malzemelerden yararlanmalı. Bu malzemelerin binanın bulunduğu bölgeden tedarik edilmesi ve mimarinin yerel mimari ile uyumlu olması da sürdürülebilirlik açısından son derece önemli. Ayrıca, yerel iklim ve alan koşullarının kullanılması, tasarım yoluyla doğal havalandırmanın yapılması, hem maliyetleri düşürüyor hem de çevreyi olumlu şekilde etkiliyor.

Permakültür, doğal bina
Fotoğraf: blogs.oregonstate.edu

Kompakt bir yapı oluşturmak ve ekolojik ayak izini en aza indirgemek için kullanılan en yaygın yöntemler ise, yerinde enerji toplama, yerinde su biriktirme, alternatif kanalizasyon arıtma ve suyun yeniden kullanılması.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın