Quito: İspanyol sömürgeciliğinin önemli bir tanığı

YORUM YAZIN 0
477
Quito, genel
Fotoğraf: pixabay.com
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

İnka kentinin kalıntıları üzerine kurulmuş olan Quito, Latin Amerika’nın en iyi korunmuş tarihi merkezlerinden birine sahip. Unesco Dünya Mirası listesine alınan ilk tarihi alanlardan biri olan kent, yerli ve Avrupalı ​​sanatsal gelenekleri bir araya getirerek evrensel sanata büyük katkı sağlayan önemli bir örnek sergiliyor.

Quito, başkent
Fotoğraf: pixabay.com

Ekvador’un başkenti olan Quito, Güney Amerika başkentlerinin en eskisi. Kent, 2.820 metre rakımı ile de dünyanın en yüksek ikinci resmi başkenti. Ayrıca, kent merkezi ekvator çizgisinin yaklaşık 16 kilometre güneyinde kurulu; kentin yayılımı ise sıfır enlemine bir kilometre kalana dek uzanıyor. Bu nedenle de “la mitad del mundo”, Türkçesiyle “dünyanın ortasında” olarak anılıyor.

Quito, ekvator çizgisi konum
Quito, ekvator çizgisinin yaklaşık 16 kilometre güneyinde yer alıyor

Quito’nun farklı coğrafi konumu bu kadarla da kalmıyor. Kentin doğusunda yer alan Pichincha Yanardağı halen aktif ve kenti doğrudan tehdit ediyor. Yaşanan en büyük patlama 1660 yılında gerçekleşmiş. On dokuzuncu yüzyılda üç küçük patlama daha olmuş. Son patlama ise 1999 yılında yaşanmış.

İnkalılardan İspanyollara

İspanyol sömürgeciliğinin önemli bir tanığı olan ve 320 hektarlık yayılımı ile Latin Amerika’daki en kapsamlı tarihi alanlardan biri olarak kabul edilen Quito’nun uzun bir tarihi var. 1960 yılında yapılan kazılarda avcı-toplayıcılara ait, MÖ 8000 yılına tarihlenen pek çok alet ortaya çıkarılmış.

Quito, 1805
1805 yılında Quito’nun başkanı Juan Pío Montúfar tarafından yapılmış şehir haritası Fotoğraf: H3kt0r

On beşinci yüzyılda, Quechua medeniyetinin bir kabilesi olan Quitus halkının yaşadığı kent, İnka İmparatorluğu tarafından fethedilerek kısa sürede imparatorluğun en önemli ikinci şehri konumuna geldi. İnka hükümdarı Huayna Capac’ın ölümünden sonra iki oğlunun imparatorluğu ele geçirmek üzere birbirleriyle yaptıkları savaş Quito’yu da etkiledi. İnkalıları yenen İspanyol teğmen Sebastián de Belalcázar 1534 yılında kenti işgal etti. Quito böylece bir İspanyol sömürge kenti haline geldi. Üç yüzyıla yakın bir süre boyunca İspanya egemenliğinde kalan Quito, 1822 yılında İspanyollarla yapılan Pichincha Savaşı’nı kazanarak özgürlüğüne kavuştu.

Quito, 19. yüzyıl
19. yüzyılda Quito Resim: Rafael Salas

Quito’nun İspanyol sömürgesi olmadan önceki ismi Reino de Quito yani Quito Krallığı idi. O dönemlerde binalar oyulmuş taş ve güneşte kurutulmuş tuğladan yapılıyordu. Sömürge döneminde ise İspanyol mimarlar, yapılarda çoğunlukla Pichincha Yanardağı’nın çukurlarından getirilen taşları kullanmaya başladılar.

On altıncı yüzyılın başlarında kent halkı Katolik misyonerlerden etkilenmeye başlayınca dini yapıların inşası hızlandı ve bu yapılarda anıtsal bir tarz benimsendi. Bu dönemde kentin adı“Real Audiencia de Quito” olarak değiştirildi.

Quito, San Francisco Kilisesi ana sunak
Quito Sanat Okulu’nun etkisiyle yapılan San Francisco Kilisesi’ndeki ana sunak Fotoğraf: Poco a poco

Quito Sanat Okulu

Kentin dini bir merkez haline bürünmesiyle, Quito’da yaşayan İspanyol sanatçılar yüksek kaliteli bir dini sanat hareketinin temelini oluşturmaya başladılar. Senkretizm yani Hristiyanlık ve yerel temaların karışımı ile karakterize edilen bu sanat türünün öğretilmesi amacıyla, kentin ileri gelenlerinden Franciscan Jodoco Ricke’nin vesayeti üzerine, 1552 yılında bir sanat okulu kuruldu. “Escuela Quitena” olarak adlandırılan okul, Güney Amerika’da türünün ilk örneği oldu.

Okulun da etkisiyle dini binalar ve arsalar şehir alanının dörtte birini kapladı. Farklı mimari tarzları yansıtan yapılarda çoğunlukla taş, kireç, çamur ve odun gibi yerel malzemeler kullanıldı. Bu yapıların sanatsal değerlerini sadece mimari yaklaşımları değil aynı zamanda altın varak kaplı büyük sunaklar, resimler, heykeller gibi dekoratif unsurları da oluşturdu.

El Centro Historico

Quito’nun tarihi merkezi “El Centro Historico”, tarih boyunca yaşadığı birçok depreme rağmen tüm Latin Amerika’nın en az değiştirilmiş tarihi merkezi kimliğini taşıyor. Merkezde, on altıncı yüzyılda başlayan ve Quito Sanat Okulu ile gelişen sanatın pek çok eserini sergileyen yaklaşık 130 anıtsal bina yer alıyor. Binalar, dine ilham veren değerli resim, heykel ve süslemeler barındırıyor.

Quito, tarihi merkez
Fotoğraf: Francesco Bandarin / © UNESCO

Kentin en eski alanı olan San Francisco Meydanı’nın etrafında bulunan tarihi merkezin çevresine zaman içinde yeni binalar eklendi. Bu binalar 1734 yılında yapılan ilk plana uygun olarak ve orijinal yapı korunarak inşa edildi. Halen, Quito belediyesinin miras mülkü envanterine kayıtlı beş bin mülk bulunuyor.

İlginizi çekebilir:   San’a: Lirik cepheli binalar ve resimsel bir görünüm

Tarihi merkezde mimarileri ve zengin iç mekanları ile “sanatın zirvesi” olarak değerlendirilen pek çok dini ve kamu binası yer alıyor. San Francisco Kilisesi, merkezdeki dini yapılar arasında en ünlü olanı. On altıncı yüzyıldan kalma bir Roma Katolik kompleksi olan heybetli yapı, Latin Amerika’nın tarihi yapıları arasında en büyük mimari topluluk olma özelliğini taşıyor. Kilise, inşasının yapıldığı 1534-1680 yılları arasında yaşanan sanatsal yaklaşımlardaki değişimler nedeniyle farklı mimari tarzların bir karışımını sergiliyor. Binanın en dikkat çeken mimari özelliğini mannerist-barok cephesini vurgulayan ve atriyum ile birleşen merdivenler oluşturuyor.

Üç buçuk hektarlık bir alana yayılan kilisede manastır, kütüphane ile sağlık, iletişim, eğitim ve binayı aktif tutan kamusal alanlar yer alıyor. Kilisenin içinde, üç bin beş yüzden fazla Quito Sanat Okulu’na ait sanat eseri bulunuyor.

Kentin en büyük dini sembollerinden biri olan Quito Katedrali, tam 244 yılda tamamlanmış. Beyaz renkte anıtsal bir yapı olan katedralin kare sütunlar arasındaki uzunlamasına yerleşimi on altıncı yüzyılın karakteristik yapısını sergiliyor. Katedralin iç sütunları, kemerleri ve tavan detayları gotik-mudéjar tarza ait özellikler olarak nitelendiriliyor.

Bir Cizvit kilisesi olan La Compañía de Jesús, barok mimarisinin Amerika’daki en eksiksiz örneklerinden birini oluşturuyor. Altın varak , yaldızlı alçı ve ahşap oymalarıyla dekore edilmiş olan kilisenin inşasına 1605 yılında başlanmış, tamamlanması ise 160 yıl sürmüş.

Quito, Basilica del Voto Nacional
Basilica del Voto Nacional Fotoğraf: pixabay

Neo-gotik mimari tarzın Amerika’daki en önemli temsilcilerinden olan Basilica del Voto Nacional da kentteki anıtsal dini yapılar arasında yer alıyor. 1883 yılında inşa edilen bazilika, armadillo, iguana ve Galapagos kaplumbağaları gibi yerel hayvanların groteskleri ile dikkat çekiyor.

Quito, Carondelet Sarayı
Carondelet Sarayı Fotoğraf: Taty2007

Quito’nun başkanlık sarayı olan Carondelet Sarayı, kentin tarihi merkezinde yer alan kamu binalarının en tanınmış olanı. Bina, tarihleri on altıncı yüzyıla uzanan özel evlerin birleştirilmesiyle oluşuyor. Evler, 1800’lerin başında yeniden inşa edilerek saray kompleksi haline getirilmiş.

El Panecillo tepesindeki Meryem Ana heykeli

Volkanik kökenli bir tepe olan El Panecillo Quito’nun tam ortasında yer alıyor. Bir Cizvit tarihçisi olan Juan de Velasco’ya göre, tepede Kızılderililerin güneşe taptıkları bir tapınak bulunuyordu. Ancak tapınağın İspanyol fethi sırasında yıkıldığı söyleniyor.

Quito, Panecillo Meryem Ana Heykeli
Fotoğraf: villacolonnaquito.com

1976 yılında, İspanyol sanatçı Agustín de la Herrán Matorras, Panecillo tepesine bir Meryem Ana heykeli inşa etmek üzere görevlendirildi. Heykelin mühendislik tasarımı ise Anibal Lopez tarafından yapıldı. Quito şehrinin pek çok yerinden görülebilen 45 metre boyundaki Meryem Ana heykeli, yüksek bir kaidenin üzerine monte edilmiş olan bir kürenin üstünde duruyor.

Quito, Panecillo Meryem Ana Heaykeli genel
Fotoğraf: ecuatraveling.com

Yapımında yedi bin adet alüminyum kullanılmış olan heykelin tasarımında, 1734 yılında Bernardo de Legarda tarafından yontulmuş olan ve “Virgen de Quito” olarak tanınan Meryem Ana figüründen esinlenilmiş. Orijinal heykel, günümüzde San Francisco Kilisesi’ndeki ana sunağı süslüyor.

Beta şehri

Günümüzde Quito, tarihi merkez dışında iki bölge halinde genişlemiş durumda. Sanayi ve işçi sınıfının konut alanı olan bölge ile finans ve üst sınıf konut alanını oluşturan modern bölge.

Quito, işçi konutlarının bulunduğu bölge
Sanayi ve işçi sınıfının konut alanı olan bölge Fotoğraf: Diego Delso

Özellikle 1980 yılından itibaren hızlı bir gelişme süreci yaşayan ve dünya standartlarında bir iş kenti haline gelen Quito, birçok ulusal ve uluslararası finansal kuruluşun ve şirketin merkezlerine ya da bölgesel ofislerine de ev sahipliği yapıyor.

Quito, beta şehir
Modern kent binalarından Qorner Tower Fotoğraf: safdiearchitects.com

Kentlerin dünya şehir ağına entegrasyonunu ölçen “Küresel Şehirler” raporunda bir Beta şehri olarak sınıflandırılan Quito, bölgesini ve ülkesini dünya ekonomisine bağlayan önemli bir metropol olarak değerlendiriliyor.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın