Diocletian Sarayı, Roma mimarisinin en görkemli kalıntıları

YORUM YAZIN 0
913
Diocletian Sarayı, peristil
Fotoğraf: history.ucsb.edu
Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

Roma İmparatoru Diocletian’ın emeklilik yıllarını geçirmesi için inşa edilmiş olan Diocletian Sarayı, Roma mimarisinin Adriyatik kıyısındaki en görkemli kalıntılarından biri olarak kabul ediliyor. Surların içinde yer alan ve pek çok binadan oluşan saray kompleksi, zaman içinde Split kentinin kaderinde de önemli bir yer tutuyor.

Diocletian Sarayı, kalıntılar
Fotoğraf: Tours in Croatia

UNESCO Dünya Mirası olarak korunma altına alınmış olan Diocletian Sarayı kalıntıları ve çevresindeki tarihi şehir, Hırvatistan’ın en büyük ikinci şehri olan Split’te yer alıyor. Dünyanın en eski Katolik katedrali, 3500 yıllık Mısır sfenksleri ve kalıntılar kullanılarak yapılmış binalar ile kente açık ve yaşayan bir müze özelliği kazandıran saray kompleksi, Roma, Venedik ve ortaçağ mimarisinin izlerini taşıyor.

Diocletian Sarayı, Diocletian büstü
İmparator Diocletian’ın kentteki büstü Fotoğraf: Carole Raddato

Roma İmparatoru Diocletian

Sarayın uzun öyküsü, Roma İmparatoru Diocletian ile başlıyor. Dalmaçya’nın Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olduğu yıllarda doğan Diocletian, 284 yılında imparator olur. İmparatorluğu sırasında emeklilik günlerini düşünerek bir saray yaptırma kararı alır. Sarayın yeri olarak da çocukluğunu geçirdiği, günümüzde Split’e çok yakın olan Solin kasabasını seçer. Saray inşaatının başlangıç tarihi tam olarak bilinmese de 295 yılında başlamış olduğu öngörülüyor.

İnşaat devam ederken Diocletian hastalanır ve kendi isteği ile imparatorluk unvanını bırakır. Böylece gönüllü olarak görevden vazgeçmiş olan tek Roma İmparatoru olur. Görevini bıraktığı yıllarda sarayın inşası on yıldır devam etmektedir ve hala eksikleri vardır. Ancak Diocletian yine de imparatorluğu bırakır bırakmaz, 305 yılında saraya taşınır ve 311 yılındaki ölümüne kadar sarayda yaşar. İmparatorun ölümü, Split kentinin tarihinde yeni bir başlangıç olur

Kale gibi saray

Diocletian Sarayı bir kompleks olarak 38 bin metrekarelik bir alana inşa edildi ve imparatorun saraya doğrudan gemisinden ulaşabilmesi için deniz cepheli olarak yerleştirildi. Saray, deniz tarafında 22 metre, kara tarafında ise 18 metre yüksekliğinde savunma duvarları ile çevrildi. Surların batı, kuzey ve doğu cephelerine üçü günümüze ulaşan on altı kule yapıldı.

Diocletian Sarayı, saray kaleye benziyor
Sarayın yapıldığı yıllardaki görünümünü tasvir eden bir gravür

Surlara giriş ise kalıntıları hala görülebilen 11 metre genişliğinde dört kapı ile sağlandı. Kapılar arasında ana giriş kapısı olarak inşa edilmiş olan Altın Kapı, direkt Solin kasabasına bağlanıyordu. Devasa kompleks, büyük duvarları ve kapıları ile saraydan daha çok bir kaleye benziyordu.

İlginizi çekebilir:   Ennis Evi, Maya kültürünün egzotik yansıması
Diocletian Sarayı, Altın Kapı
Altın Kapı Fotoğraf: Arnie Papp

Yapı malzemesi olarak kireçtaşı, tuğla ve beyaz mermer kullanılan sarayın yaklaşık yarısı Diocletian’ın kişisel kullanımına diğer yarısı ise askeri garnizon binalarına ayrıldı. Kompleks ayrıca, devlet odaları, ofisler, depolama tesisleri ve günümüze sadece bir tanesinin kalıntıları ulaşan tapınaklar da barındırıyordu.

Mimarının kim olduğu bilinmeyen sarayın tasarımında, Roma villa ve castrum yani kale mimarisinin bir karışımı kullanılmış. Sarayın iki ana yolunun kavşağında, Roma mimarisinde sıkça kullanılan ve peristil adı verilen bir sundurma yer alıyor. Sütunlarla dekore edilmiş sundurma Roma vatandaşlarının toplanması için bir meydan oluşturmak amacıyla yapılmış. Meydana Mısır’dan getirtilen ve günümüze sadece üç tanesi ulaşan bir dizi sfenks yerleştirilmiş.

Diocletian Sarayı, sfenks
Mısır’dan getirtilen sfenkslerden günümüze ulaşan bir tanesi Fotoğraf: Carole Raddato

Sarayda kurulan kent

Diocletian’ın ölümünden yaklaşık 150 yıl sonra, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü takiben sarayın bulunduğu bölge yedinci yüzyıla kadar terk edildi. Bölge sakinleri Slavlardan kaçmak için saraya sığındı. Sarayın duvarları içine evler yaparak ve büyük odalarını konut haline getirerek yaşamaya başladılar. Sarayı ve kalıntılarını bir kente dönüştürerek Split’in kökenini ve merkezini oluşturdular.

Yedinci yüzyılda kent sakinlerinin Hristiyanlığa geçmesi ile birlikte saraydaki yapılar çok sayıda değişikliğe uğradı. Diocletian’ın mezarı olarak inşa edilmiş olan mozole, malzemeleri kullanılarak Saint Domnius Katedrali’ne dönüştürüldü.

Diocletian Sarayı, Saint Domnius Katedrali
Saint Domnius Katedrali Fotoğraf: pixabay

İmparator Diocletian’ın Roma tanrılarına adayarak yaptırdığı Jüpiter Tapınağı, Saint John’a adanmış bir vaftizhane olarak yenilendi.

Diocletian Sarayı, Jüpiter Tapınağı
Jüpiter Tapınağı’nın kapı detayı Fotoğraf: Carole Raddato

Katedrale on üçüncü yüzyılda 57 metre yüksekliğinde bir çan kulesi eklendi. Romanesk tarza sahip kule yirminci yüzyılın başlarında geniş bir yeniden yapılanma geçirerek restore edildi.

Diocletian Sarayı, çan kulesi
Çan kulesi Fotoğraf: pixabay

Kazılar ve yenileme çalışmaları

Diocletian Sarayı, 1764 yılında “Dalmaçya’daki Spalatro’daki İmparator Diocletianus Sarayı’nın Harabeleri” kitabını yayınlayan İskoç neo-klasik mimar Robert Adam’ın çalışmaları sayesinde dünyaya tanıtıldı.

Arkeologlar son 50 yıldır sarayın tabanını kazmaya başladılar ve etkileyici bir şekilde sağlam olduğunu tespit ettiler. Sarayın orijinal yerleşim alanının tam kat planını gösteren mahzenler hem saray hem Split kenti hem de içinde yaşayan halkın geçmişi ile ilgili pek çok bilgi edinmeye yardımcı oldu.

Günümüzde, Dünya Anıtlar Fonu, sarayın taş ve sıva işlerinin temizliği ve onarımı ile yapısal bütünlüğünün araştırılmasını içeren bir koruma projesi üzerinde çalışıyor.

Yazıyı paylaşın | Paylaşmak güzeldir, bilgiyi çoğaltır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın